Burun kanamaları (Epistaksis)

Burun kanamaları burun içini döşeyen mukozanın her hangi bir yerinden kaynaklanan kanamalardır. Kanama; yerine bağlı olarak önden burun deliklerinden veya burun arkasından genizden gelebilir. Buna göre kanamalar önden ve arkadan burun kanamaları şeklinde sınıflandırılabilir. Kanamanın sebebine bağlı olarak burun kökenli (primer) ve sistemik sebeplere bağlı (sekonder) burun kanamaları şeklinde de sınıflandırılabilir. Sebeplerinin farklı ve buna bağlı olarak tedavi yaklaşımının da farklı olacağından dolayı burun kanamalarını, erişkin ve çocukluk döneminde görülen burun kanamaları olarak da sınıflandırabiliriz.

Burun Kanaması Olan Kişi Kime Ne Zaman Başvurmalı?
Toplumun yaklaşık %10’u en az 1 kez burun kanaması geçirmiştir. Bu kişilerin çoğu bir sağlık kuruluşuna başvurmaz ve sadece %10-15’inin bir KBB uzmanının yardımına ihtiyacı vardır. Burun kanamaları KBB acillerinin ilk sırasını oluşturmaktadır. Çoğu burun kanamaları hafif kanamalar olmasına rağmen, hayatı tehdit eder ölçüde şiddetli kanamalar da olabilir. Burun kanaması olan bir kişinin şu durumlarda mutlaka doktora başvurması gereklidir:

  • Tekrarlayan burun kanamalarında
  • 10 dakika boyunca, burun sıkıştırıldığı halde, kanama devam ediyorsa
  • Kanama kısa süre sonra tekrarlıyorsa
  • Fenalaşma, sersemlik veya bayılma hissi varsa
  • Çarpıntı veya nefes almada zorluk varsa
  • Kan tükürülmesi veya kusma ile ağızdan kan geliyorsa
  • Burun dışında başka yerlerden kanama olması durumunda (örneğin idrar ve dışkılama ile)
  • Vücutta hafif darbelerle bile morarma ve çürüklerin varlığında
  • Aspirin benzeri kan sulandırıcı ilaçların kullanıldığı durumlarda
  • Pıhtılaşma bozukluğu yaratabilecek karaciğer, böbrek veya hemofili gibi hastalıkların bulunduğu durumlarda,
  • Yakın zamanda kemoterapi alınmış olması
    •38,5 derece ateş ve döküntü / kızarıklık gibi ek belirtiler varsa vakit kaybedilmeden bir hastaneye gidilmesi gerekir.

Burun Kanamasının Nedenleri:
Çocuk ve genç erişkinlerde daha çok ön burun kanamaları, yaşlılarda, damar sertliği ya da hipertansiyonu olan kişilerde daha çok arka burun kanamaları görülür.
Çoğu burun kanaması, burun ön bölümünde bulunan kılcal bir damarın çatlaması nedeniyle tek taraflı olur. Kanamaların çoğunluğunu bu tip kanamalar oluşturur. Sıklıkla kuru iklimlerde veya kış aylarında kuru ve sıcak oda havası nedeniyle burun içini kaplayan mukozanın kuruması sonucunda oluşan kabuklanmalar ile olur. Bu bölgedeki damarlar oldukça ince ve yüzeyde olduklarından burun sümkürülmesi, çocuklarda burun ile oynama ve hatta ufak dokunuşla dahi kanayabilir. Bu tip kanamalar genellikler tek taraflı bazen iki taraflı da olabilir. Bu tip kanamalarda kanamanın kontrolü kolaydır, kendiliğinden bile durabilir.
Arka burun kanamaları, sıklıkla orta ve ileri yaşlarda ve özellikle hipertansiyon hastalığı olanlarda veya burun ve yüz yaralanmalarında görülür. Burnun içinde arka üst bölgelerden kanama olur ve şiddeti burun ön kanamalarına göre daha fazladır ve sıklıkla geniz ve burundan aynı anda kan gelir. Kanamanın kontrolü zordur, hastaneyi yatışı ve ekstra tedbirleri gerektirir.
Bölgesel (primer) burunla ilgili sebepler:

  • Kaşıntıya yol açan alerji, enfeksiyon veya kuruluk durumlarında burnun karıştırılması.
  • Üst solunum yolu enfeksiyonları, nezle, grip, sinüzit gibi enfeksiyonlar
  • Kuvvetli burun sümkürme sonucu yaşlı veya genç hastalarda burun damarlarının çatlaması
  • Burna sıkılan kortizonlu ilaçlar, kokain kullanımı
  • Burna darbe alınması, burun kırıkları, yüz ve kafatası kırıkları,
  • Burundaki kıkırdak ve kemik eğriliklerinden dolayı dar alandan hava hızlı akarak burnun kuruması ve kabuklanması sonucu
  • Burun, burun boşlukları ve genzin iyi ve kötü huylu tümörleri de yoğun burun kanamalarına neden olmaktadır.

Sistemik (sekonder) burun dışı sebepler:

  • Yüksek tansiyon
  • Pıhtılaşma sorunları, hemofili, von Willebrand gibi pıhtılaşma bozuklukları
  • K vitamini eksikliği
  • Aspirin ve benzeri ilaç kullanımı
  • Karaciğer hastalıkları ve alkol alımı

Ön Burun Kanamasını Durdurmak İçin İlk Olarak Neler Yapılmalı?
Kanaması olan kişiyi sakinleştirmeye çalıştırılmalıdır. Heyecanlı ve panik halinde olanların tansiyonu yükselir ve kanamanın şiddeti artabilir. Baş hafifçe öne doğru eğilmeli yutularak mideye gitmesi engellenmelidir. Mideye giden kan bulantı ve kusmaya yol açabilir. Dik oturulmalı veya yatmak gerekiyorsa mutlaka baş yüksekte kalacak şekilde yatılmalıdır. Burnun yumuşak olan kısmını tamamen kavrayacak şekilde başparmak ve işaret parmaklarıyla 5 dakika kadar burun sıkıştırılmalıdır. 5 dakika bastırdıktan sonra eğer hala kanıyorsa burun içini soğuk suyla temizlemek, pıhtıları uzaklaştırmak ve tekrar iki parmakla burun kanatlarını bastırarak kanamayı durdurmak gerekir. Bu işlem birkaç kez tekrarlanabilir. Bu yolla burun kanamalarının yüzde 90’ı durmaktadır. Durmayan kanamalar içinse acil olarak KBB uzmanına başvurulmalıdır.

Tedavi Seçenekleri Nedir?
Burun kanamalarının kesin çözümü sebebinin ortaya konularak ona yönelik tedavinin yapılması ile olur. Kanamanın durmadığı ön burun kanamalarında sınırlı bir tampon yapılarak veya küçük bir müdahale ile damar pıhtılaştırılarak kanama durdurulabilir. Kanama durmuşsa veya tampon alındıktan sonra çoğu kez yumuşatıcı ve yara iyileştirici krem veya merhemler önerilir. Tekrarlayan burun kanamalarında mutlaka KBB uzmanı ile başvurulmalıdır. Endoskopik muayene yöntemiyle burun içerisindeki kanama yeri belirlenebilir. Böylece kanamaya yol açan damarlar kimyasal ve elektrokoagülasyon gibi yöntemler ile yakılabilir. Kanamaya yol açan sebep kemik kıkırdak eğriliği, polip gibi sebepler ise bunlara yönelik operasyonlar uygulanır. Burun boşluklarında yerleşik bir tümörden şüphelenildiğinde biyopsi alınmalı ve patolojik inceleme sonucuna göre tedavi planlanmalıdır. Yalnız özellikle ergenlik çağındaki erkek çocuklarda görülen bir tür damar tümöründen şüphelenildiği durumlarda aşırı kanamaya yol açacağından dolayı biyopsi alınması uygun değildir. Bu tip hastalar için görüntüleme yöntemlerinden(BT, MR) yardım alınmalıdır.

Burnun arka kısmında kanaması olan, kan sulandırıcı ilaç kullanan, hipertansiyonu olan hastalar ise mutlaka hastaneye yatırılarak yakın izlemde tutulmalı ve gerekli testler yapılarak uygun ilaçlar verilmelidir. Arka burun kanamalarında burun arkasına kadar ulaşıp kanama alanına bası uygulayan özel tamponlar yerleştirilir. Bu işlem ağrılı ve hastanın burundan nefes almasına engel olmakla birlikte yapılması gerekli bir işlemdir. Bu hastalarda kanama kontrolü yapılırken kanama hipertansiyona bağlı ise, tansiyonun düşürülmesine yönelik ilaçların da aynı zamanda verilmesi gereklidir. Kan sulandırıcı kullanan hastalarda ise kan pıhtılaşma testleri yapıldıktan sonra kan  sulandırıcı ilaçları uygun branş hekimi( Nöroloji, Kardiyoloji veya Dahiliye uzmanı) ile konsülte edilerek kesilmeli veya uygun başka bir ilaç ile değiştirilmelidir. Hastalar kafalarına göre ilaçlarını kesmemelidir. Tabi bu anlatılanlara rağmen kanaması devam eden hastalar da olmaktadır. Bu çok küçük yüzdeyi oluşturan hastalarda ameliyathanede gerekli müdahaleler yapılarak kanayan damar bağlanmakta veya o damarı tıkayıcı işlemlere gereksinim duyulmaktadır.

Burun kanamasını veya kanamanın tekrarlamasını önlemek için neler yapılabilir?

  • Tuzlu su içeren spreylerle burun içi nazikçe temizlenmeli
  • Burun karıştırılmamalı ve sümkürülmemeli
  • Ağır aktivitelerden kaçınılmalı
  • Bulunulan ortam nemlendirilmeye çalışılmalı
  • Sıcak su ile banyo yapılmamalı, ılık su tercih edilmeli
  • Sıcak ve kuru ortamlarda bulunulmamalı, ortam ısısı ve nemini uygun koşullara getirmeli
  • Aspirin ve benzeri kan sulandırıcı ilaçlar doktor tavsiyesi olmadan kullanılmamalı, tedavi süresi ilgili hekim tarafından belirlenmeli ve kanama-pıhtılaşma testleri düzenli kontrol edilmeli
  • Hipertansiyonu olan hastalar ilaçlarını düzenli kullanmalı, takiplerine ve kontrolerine düzenli olarak gitmeli ve tuz diyetlerine uymalıdırlar.

Burun Kanamaları İle İlgili Yanlış Bilinen İnanışlar
Burun kanamasının beyinden geldiği inanışı: Burun kanamaları burun kökenlidir. Kafa içi, beyin ile burun arasında bir travma söz konusu değilse irtibat yoktur. Bu inanıştan dolayı bir çok hasta Nöroloji ve Beyin cerrahi Uzmanlarına gereksiz bir şekilde başvurmaktadır. Hele ki çoçukluk çağındaki burun kanamalarının bu branşlara başvurmasına hiç gerek yoktur.

Tansiyonu yüksek hastanın burun kanaması olmasının iyi bir durum olduğu böylece beyin kanaması olmadığı inanışı: Hipertansiyonu olan bir hastanın burun kanamasının olması damar duvarının bu yüksek basınca artık dayanamadığının ve kontrol altına alınmazsa bunun ilerde beyin kanamasına sebep olabileceğinin uyarıcısıdır aslında. Aynı zamanda burun kanaması olmadan da hipertansif hastalarda beyin kanaması izlenmesi sebebiyle hipertansiyonun kontrolü ve izlemi çok önemlidir.

Başı geriye atmanın ve buruna pamuk ve benzeri bir şeyler tıkmanın kanamayı durduracağı inanışı: Bu hareketler, sadece burun kanamasının önden değil genizden gelmesini sağlar, kanamayı durdurmaz. Kafayı ıslatmak, boyuna buz koymak pek de işe yarayacak önlemlerden değildir.

Kanama miktarının çok fazla olduğu inanışı: Hastaları çok korkutan kanamalarda bile miktarlar bir su bardağından daha azdır. Vücudumuzda toplam 5 litre dolaşan kanın varlığı hatırlandığında durum daha iyi kavranacaktır. Bunun yanı sıra hayatı tehdit eden burun kanamalarının da olabileceği akılda tutulmalıdır.

Botox Uygulamaları

Botoks sizi gençleştirir mi?
Hayır, Botoks ile gençleşemezsiniz.Ancak mimiklerle kırışıklıkların oluşmaması yüzün aşağıya çekilmesini önlediğinden rölatif olarak bir lifting ve gerilme hissi oluşturacaktır .  Botoks yüzünüzdeki kırışıklıkların zaman içinde oluşmasına neden olan kasların daha az kasılmasını sağlar, böylece kırışıklıkların daha az görünmesini sağlar. Botoksla ilgili başka bir yanlış bilgi de botoksun yüz germede kullanıldığı, dudakları şişirdiği ya da yüzde gerginlik oluşturduğudur. botox diğer yüz gençleştirme ürünleri ile kombine edildiğinde , cildinizin 2-4 sene geç yaşlanmasını sağlayacaktır .

Botoks nasıl uygulanır?
Botoks poliklinik koşullarında (steril bir ortam ve özel ekipman gerektirmeyen) uygulanabilen basit, hızlı ve güvenli bir uygulamadır. Ortalama 5-10 dakida süren, çok ince bir iğne kullanıldığı için de ağrıya neden olmayan, anestezi gerektirmeyen bir uygulamadır.

Peki, Botoks nedir? Nasıl etkisini gösterir?
Botoks tıpta ilk olarak şaşılıkta ve istenmeyen aşırı kas spazmlarının tedavisinde kullanılmıştır. Kozmetik alanındaki faydaları sonradan keşfedilmiştir. Botoksun bugün kırışıklık tedavisi dışında migren tedavisi, yüzdeki istenmeyen kasılmalar ve tiklerin tedavisi, aşırı terlemenin tedavisi, aşırı tükrük üretiminin tedavisi, bazı kronik ağrı sendromlarının tedavisinde de kullanılmaktadır.

Botoks uygulaması ağrılı mıdır? Anestezi gerekli midir?
Botoks çok ince ve kısa iğnelerle yapıldığı için hemen hemen hiç ağrıya neden olmaz. İsteğe bağlı olarak botoks öncesi cildinize sürülecek olan his azaltıcı kremler ya da buz uygulaması çok hafif olan ağrı duyusunu daha da azaltır.

Botoksun etkisi ne kadar sürer?
Botoksun etkisi 3-4 gün içinde başlar ve maksimum etkinliği 4-8. haftalarda hissedilir. Botoksun toplam etkinlik süresi 4 -6 ay olmakla birlikte çok aktif çalışmayan kas gruplarında ve tekrarlayan botoks injeksiyonlarında etki 9 aya kadar uzayabilir.

Botoks hangi kırışıklıklarda faydalıdır?
Botoks, tekrarlayan kas hareketlerinin neden olduğu dinamik olarak adlandırılan kırışıklıklarda etkilidir. Bu kırışıklıklar sizin daha yaşlı, sinirli ya da yorgun görünmenize neden olurlar. Kaşların arasındaki, alnınızdaki, göz çevresindeki kırışıklıklar, burun üzerindeki, dudak ve ağız çevresindeki ve hatta boyun bölgesindeki kırışıklıklarda kullanılabilir. Hatta kaşları düşük olan hastalarda kaşları kaldırmak için de uygulanabilir.

Botoks uygulamasının riskleri nelerdir?
Kırışıklık tedavisinde kullanılan dozlarda hayati tehdit eden hiç bir riski yoktur. Ancak yanlış bölgelere yapılan uygulamalar sonucu istenmeyen kozmetik sonuçlar, örneğin göz kapağında düşüklük, ağız köşesinde asimetriler oluşturabilir. Botoks cildinde aktif enfeksiyon bulunan insanlara, kas hastalığı bulunan insanlara, aminoglikozit türevi antibiyotik kullananlara ve gebelere yapılmaz.

Botoks sonrası nelere dikkat etmeliyim?
İlk bir kaç saat Botoksun istenmeyen yayılımını engellemek için uyumamanızı ya da yan yatmamanızı, aynı gün ağır egzersiz yapmamanızı ya da sauna-banyoya girmemenizi öneririm. Uygulama alanlarına masaj yapmanıza gerek yoktur. Uygulama sonrasında yüz kaslarınızı normal şekilde kullanmaya devam edebilirsiniz.

BOTOX YÜZÜN HANGİ ALANLARINDA KULLANILIR?

Botox tedavisi, kırışıklıkları ortadan kaldırmak başta olmak üzere yüz şekillendirmede de sık tercih edilen ameliyatsız işlemlerden birisidir.
Kaz ayakları ve kaş arasındaki kızgınlık çizgileri, alındaki kırışıklıklar, botox ile giderilebilir. Kaş düşüklüğünün tedavisinde de bu işlem oldukça faydalıdır.
Özellikle yaz dönemlerinde güneşin etkisiyle göz çevresinde meydana gelen kırışıklıkları önlemek için “önleyici botox” yapılabilir.
Dudak köşelerinin yükseltilmesi, dudak kıvrımının biçimlendirilmesinde de uygun hastalarda botox’tan yararlanılabilir.
Burun ve burun ucu da yine uygun hastalarda botox ile şekillendirilebilir. Bu işlemle burun ucunu bir miktar yükseltmek mümkün olur.

Botox ile cene hattındaki sarkmalar bir miktar azaltılabilir, boyun bantları giderilebilir. Mezoterapi ile birlikte uygulandığında dekolte cildinde iyileşme sağlanabilir.
Özellikle sigara kullanan hastalarda, dudağın üst bölgesinde oluşan çizgiler için botox tedavisi düşünülebilir.

Masseter uygulamaları ile köşeli yüzler ovallestirilebilir.

Boğaz Reflüsü (Larengofarengeal Reflü) nedir?

Mide sindirim enzimleri ve asit salgılar ve mide içeriği normalde bağırsaklara doğru hareket eder. Yemek borusunun alt ve üst kapakları hep kasılı şekilde durur ve mide içeriğinin geriye kaçışını engeller. Herhangi bir nedenle mide içeriğinin yukarı kaçması durumunda reflü gerçekleşmiş olur. İki türlü reflü vardır.

  • Gastroözofageal reflü (mide reflüsü) – mide içeriğinin yemek borusunun alt kısmına kaçması
  • Laringofaringeal reflü (boğaz reflüsü) – mide içerinin boğaza, genize ve ses tellerine kaçışı

Yemek borusunun alt kısmı mideden salgılanan asit ve sindirim enzimlerine kısmen de olsa dayanaklıdır. Mide içeriğinin gün içinde 20-30 defaya kadar yemek borusunun alt kısmına kaçması neredeyse normaldir. Boğaz mide asidi ve sindirim enzimlerine dayanaksız olduğundan bu içeriğin boğaza temas etmesi boğazda ses tellerinde ve yemek borusunun girişinde ödem ve salgıların artmasına neden olur.

Larengofarengeal reflü de şikâyetler nelerdir?
Boğaz reflüsü daha çok ses kısıklığı, boğazda takılma hissi, kuru ve inatçı öksürük, sıkboğaz temizleme hissi, geniz akıntısı hissi, yemeklerden sonra ve sabahları ağızda acı-ekşi tat ve zaman zaman kötü ağız kokusuna neden olmaktadır. Mide reflüsünden farklı olarak boğaz reflüsünde mide ağrısı, midede şişkinlik ve göğüs arkasında yanma her zaman olmaya bilir.

Larengofarengeal reflü tanısı nasıl konulur?
Boğaz reflüsü tanısı dikkatli alınan hasta öyküsü, özel kameralarla (endoskop) yapılan boğaz, ses teli muayenesi ve burundan yemek borusuna gönderilen PH metre ile konulmaktadır.

Larengofarengeal reflü tedavisi nedir?
Boğaz reflüsünde, ilaç tedavisinin yanı sıra bazen sadece bazı günlük alışkanlıklarınızı değiştirerek bile rahatlayabilirsiniz. Diyetten fayda görmeyen hastalara mide asit salgısını azaltan ilaçlarla tedavi gerekebilir.

Larengofarengeal reflüde nelere dikkat etmem gerekir?

  • Öğünler mideyi tam dolduracak kadar fazla yemeyin, tercihen az-az sık yemeye çalışınız.
  • Uyumadan önceki 2-3 saat içinde bir şeyler yememeye çalışınız.
  • Yüksek yastıkla yatmanız boğaza asit kaçışını önleyecektir.
  • Bel ve karın bölgesini aşırı sıkan kıyafetler giymeyiniz.
  • Tok karına spor yapmayınız. Özellikle karın egzersizlerinden uzak durunuz.
  • Gün içinde ve özellikle uyku öncesinde acılı, baharatlı, aşırı yağlı, asitli ve gazlı içecekler, hazır meyve suları, koyu çay, kahve, çikolata ve kakao içeren yiyecek ve içecekleri tüketmemeye çalışınız.
  • Poğaça ve börek gibi yağlı hamurlu yiyeceklerden uzak durunuz.
  • Süt, yoğurt, ayran tüketmemeye çalışınız.
  • Portakal, Mandalina, Limon, Nar,  Ekşi elma, Kivi tüketmeyiniz.
  • Sigara ve alkol tüketmeyiniz.
  • Yemeklere aşırı limon suyu ve sirke eklemeyiniz.
  • Fast food ve kızartma yiyeceklerden ziyada ızgara ve haşlanmış yiyecekleri tercih ediniz.
  • Yemeklerde ketçap ve mayonez kullanmayınız.
  • Gün içinde 1.5 -2 lt su içmeya çalışınız.

Baş Dönmesi (Vertigo)

Latince dönmek fiilinden gelmektedir, denge sisteminde ortaya çıkan fonksiyon bozukluğu sonucu baş dönmesi olarak adlandırılır. Vertigo sırasında hastalar çevredeki eşya veya insanların etrafında döndüğünü ifade ederler. Kendi çevresinde 4-5 defa döndükten sonra duran veya lunaparkta dönme dolaba binip inen sağlıklı insanlarda ortaya çıkan baş dönmesi vertigoyu çok iyi tarif etmektedir. Kişide ortaya çıkan sağ veya sola doğru denge kaybı, sersemlik hissi, başta ağırlık olması veya yerin ayaklar altından kayması durumu vertigo değildir. Bu gibi durumlar dizziness olarak adlandırılır ve bu da denge bozukluğu içinde yer almasına rağmen vertigoya göre tedavisi farklılık gösterir.

Vertigo bir hastalık değildir; bir semptom yani bulgudur. Nasıl baş ve kol ağrısı veya ayakta uyuşukluk bir hastalık olmayıp bir hastalık sonucu ortaya çıkıyorsa vertigo da benzer şekilde bir hastalığın neden olduğu bulgudur. Bu nedenle hangi hastalığın vertigoya neden olduğu araştırılarak tanıya gidilmelidir. Vertigoya neden olan her hastalığın tedavisi farklıdır. Bu nedenle vertigonun tedavisi altta yatan hastalık tespit edildikten sonra yapılmalıdır.

Halk arasında varolan “vertigonun tedavisi yoktur” inanışı yanlıştır. Vertigo tedavisinin başarısız oluşundaki ana neden çoğu zaman tanının doğru konamamasıdır. En sık vertigo nedeni olan ve denge kristallerinin dağılması olarak adlandırılan Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo’da tanı doğru konur ve kristallerin dağıldığı yarım daire kanalı doğru olarak tespit edilirse tek manevra ile 10 dakika içinde %90’ın üzerinde tedavi sağlanmaktadır.

Diğer vertigoya neden olan hastalıklarda da, hastanın gerekli yaşam şartlarına uyması ve düzgün ilaç kullanımı ile şikayetler ya tamamen geçmekte ya da hayatı etkilemeyecek seviyeye inmektedir.

Hangi hastalıklar vertigo görülmesine yol açabilir?
Vertigo ve denge bozukluğuna neden olan hastalıklar görülme sıklığına göre aşağıdaki gibi sıralanmıştır.

  • Benign paroksismal pozisyonel vertigo (BPPV)
  • Meniere Hastalığı
  • Vestibüler nörinit à denge sinirinin iltihabı
  • Vestibülopati (İç kulak denge sisteminin işlev bozukluğu)
  • Labirentit (iç kulağın iltihabı)
  • Migren (iç kulak migreni)
  • Psikolojik nedenlere bağlı vertigo
  • Barotravma (yüksek basınca maruz kalınması sonrasında iç kulakta hasar oluşması)
  • Akustik travma (yüksek sese maruz kalınması sonrasında iç kulakta hasar oluşması)
  • Akustik nörinom (iç kulak sinirinden kaynaklanan tümör)
  • Beyne giden kan damarlarında daralma
  • Multipl skleroz
  • Beyin tümörleri
  • Boyun omurga ve kas yapısında ortaya çıkan hastalıklara bağlı gelişen denge bozuklukları ve vertigo

Sık olarak vertigo ve denge bozukluğuna neden olan hastalıkların kısaca değerlendirilmesi:

1- Benign paroksismal pozisyonel vertigo: Yatağa yatarken, yataktan kalkarken, ayakkabılarını giymek için eğildiklerinde veya raftan bir şey almak için başlarını kaldırdıklarında kısaca baş hareketleriyle ortaya çıkan vertigo ile ortaya çıkar. Çoğu hastada baş dönmesi 5-15 saniye  sürer ve az kişide 1 dakika veya üstüne çıkabilir. Halk arasında “denge kristallerinin dağılması” olarak adlandırılan bu hastalıkta iç kulaktaki denge organında doğal bulunması gereken yerden ayrılan kalsiyum-karbonat kristalleri yarım daire kanalları içine düşerek  başın hareketi sırasında yarım daire kanalları içindeki sıvı içinde hareket ederek baş dönmesine neden olurlar. Kişi oturur pozisyondan yatar pozisyona geçince  şiddetli baş dönmesi olur yine aynı şekilde yattığı yerden doğrulup oturunca da yine aynı şekilde baş dönmesi ortaya çıkmaktadır. Her iki kulakta değişik yönlere doğru uzanan 3’er adet yarım daire kanalı mevcuttur. Kristallerin düştüğü doğru kanal tespit edildikten sonra yaklaşık 10 dakika süren manevra ile kristaller yarım daire kanalı içinden ayrıldıkları alana geri yollanır. İlaç kullanmadan yapılan ilk manevra sonrası tedavide başarı oranı % 85’in üzerindedir.
2- Meniere Hastalığı: Bu hastalığı tarif eden Fransız bilim insanının adı nedeniyle bu isimle anılır. İç kulakta ses dalgalarının oluşturuduğu titreşimlerin alınıp elektriksek enerjiye çevrilip beyne iletilmesi iç kulak sıvılarının dalgalanması ile olmaktadır. Yine vücut ve baş hareketleri, iç kulaktaki denge sıvılarının hareket etmesi ile değerlendirilmekte ve sıvı dalgaları reseptör organ tarafından elekriksel dalgaya dönüştürülerek beyne iletilmektedir. Bu iç kulaktaki sıvıların basıncının artması sonucu Meniere Hastalığı gelişir.  İç kulak sıvı basıncının arttığı ataklar sırasında vertigo, işitme kaybı, kulakta çınlama ve kulakta dolgunluk ortaya çıkar. Vertigoya mide bulantısı ve kusma eşilk edebilir. Bu ataklar dakikalarca sürebildiği gibi saatler veya bir gün süreyle devam edebilmektedir. Senede bir atak görülebildiği gibi haftada bir atağın görülebildiği, kişilerin hayatını idame etmesini engelleyecek seviyelere ulaşabilmektedir. Tam olarak sebebi bilinmemekle beraber genetik geçiş, orta kulak iltihabı, kafa travması, kulak ameliyatları, iç kulaktaki anatomik bozukluklar bu hastalığa neden olabilmektedir. Tedavi tuz alımının azaltılması, kafeinli içeceklerden uzak durulması, sigara kullanılmaması ve stresten uzak durulması önerilir. Ayrıca hastalığın şiddetine ve hastalığın atak sayısına göre ilaç tedavisi uygulanmakta ve bu şekilde tedavinin sağlanamadığı durumlarda orta kulağa ilaç uygulamaları ve çeşitli ameliyatlar uygulanabilmektedir.
3- Vestibüler Nörinit: İç kulaktaki denge organı ile beyin arasında bağlantıyı sağlayan denge sinirinin iltihabı ile ortaya çıkar. Ani başlayan çok şiddetli vertigo, mide bulantısı ve kusma insanda panik oluşturu ve zaman zaman ölüm korkusunu beraberinde getirir. Baş dönmesinin çok şiddetli olduğu durumlarda günlerce yataktan kalkmak mümkün olmayabilir ve şiddetli mide bulantısı, yemek yeme ve su içmede zorlanmaya neden olabilir.  Vertigo günler içinde azalır, fakat denge bozukluğu aylarca, gerekli takip ve tedavi desteğinin sağlanmadığı durumlarda yıllarca devam edebilir. Yoğun baş dönmesinin ilk günlerinde kişi gerekirse hastaneye yatırılıp serum ile birlikte yoğun tedavi uygulanmalı ve en erken dönemde hareket etmesi sağlanmalıdır.

Kısaca:

  • Vertigo hastalık değil, bir hastalığın bulgusudur.
  • Vertigonun tedavisi yoktur inanışı yanlıştır.
  • Vertigo altta yatan hastalığın tanısı doğru yapıldığı takdirde kontrol altına alınabilmekte ve tedavisi sağlanmaktadır.
  • Vertigoya neden olan hastalığın tanısı her zaman kolay olmadığı için hastalar uzman ekip tarafından modern cihazların bulunduğu merkezlerde değerlendirilmelidir . 

Kulak Burun Boğazda Lazer

Tıbbi yada cerrahi amaçlarla kullanılan lazerlerin geçmişi aslında çok da yeni değildir. KBB’ de lazer kullanımı 1970’lerde başlamıştır. Yıllar içerisinde yeni lazer çeşitleri geliştirilmiş, kullanım alanları da daha iyi belirlenmiştir. Fizik ve uygulama özelliklerine göre çok değişik lazerler mevcuttur. Kulak burun boğaz hastalıklarında en sık kullanılan lazerler CO2 (karbondioksit), KTP, Ho:YAG (holmiyum), Nd:YAG(neodiyum) gibi lazerlerdir. Her birinin değişik fizik özellikleri vardır ve bu özellikler kullanım alanlarına göre tercih edileni belirler. Örneğin CO2 lazer daha çok bazı ses teli hastalıklarında ve basit horlama cerrahisinde kullanılırken KTP, Ho:YAG ve Nd:YAG lazerler burun tıkanıklığına yol açan konkaların cerrahisinde daha fazla tercih edilmektedir .Göz yaşı kanalı tıkanıklığı cerrahisinde de Ho:YAG lazerin üstünlüğü belirgindir. Zaman zaman basında lazer cerrahileri mucize gibi tanıtılmakta yada tam tersi olarak kötülenmektedir. Oysa görüldüğü gibi bir tek lazer ve/veya bir tek hastalık ve uygulama söz konusu değildir ki genel bir sonuç verilebilsin. Konu ne yazık ki bir rekabet stratejisi haline dönüştürüldüğü için lazer iyi yada lazer kötü şeklinde pozitif bilim anlayışına aykırı genel yorumlar bile yapılabilmektedir.

Özetlemek gerekirse aslında lazer sadece bir araçtır. İyi seçilmiş hasta ve hastalık durumlarında ve uygun lazerin kulanılması halinde, konu ile ilgili eğitim ve deneyimi bulunan uzmanların elinde başarılı sonuçlar veren sıradan bir araç.

Kulak burun boğaz sahasındaki kullanımı  son yıllarda  sınırlı ve seçilmiş vakalar dışında oldukça nadirdir.

Burnumuz koku alma , giren havayı nemlendirme , belli büyüklükteki yabancı partikülleri tutarak solunum yollarını koruma gibi fonksiyonel , değişik şekillerdeki görünümü  ilede fiziki yapısı olan bir organımızdır.

Dış görünümdeki şekil bozuklukları çoğu zaman nefes almanızı etkilemez  buradaki sorunlar estetik  yönden değerlendirilir.Bu kişinin kendi iç huzuru ile ilgilidir.Şayet hasta bu durumdan mutsuz ise estetik burun ameliyatı  lüks olmaktan çıkıp gereklilik halindedir. Estetik ameliyatlarda burnunuz eski halinden daha güzel olacaktır, ancak mutlu olmak için kafanızda bir burun yaratmayınız.Bu konu ile ilgili ayrıntılı bilgiye rinoplasti bölümünden ulaşabilirsiniz

Burnumuzdaki hava akımını iki bölümde değerlendirebiliriz ; birincisi ön bölüm resim  ikincisi geniz denilen arka bölüm.Burunla ilgili sorunlarda hastalığın hangi bölümü ilgilendirdiğini belirlemek tedavinin başarısı için çok önemlidir.Genelde hastaların çoğunluğu burundan rahat nefes alamadıklarını söylerler,şayet uykuda ağzı açık olarak uyuyorlarsa burundan aldıkları nefes yetmiyor demektir ve bu sorun ileride tedavisi daha zor ve sıkıntılı durumlara meydan vermemek için halledilmesi gereken bir problemdir. Burundan nefes alamadığını ifade eden  hastalar ağızları kapalı uyuyorlarsa tıkanıklık için ameliyata gerek yoktur.

Tıkanıklığa neden olan burun problemleri aşağıdaki başlıklarda toplayabiliriz ;

  • burun kemik veya kıkırdağındaki eğrilikler,

Cerrahi olarak eğri olan kemik veya kıkırdak parçanın çıkarılması ve/veya düzeltilmesi ile düzeltilir.Ameliyat sonrası tercihe ve yaklaşıma göre 1 veya 2 gün burun tamponu kullanılır , gereğinde ve bazı durumlarda tampon bile kullanmamaktayız .Genel veya lokal anestezi ile yapılabilir.Uykuda nefes tutmasına neden olacak kadar tıkanıklık yaratıyorsa yaş sınırı olmamakla birlikte genelde önerilen ve uyguladığımız  yaş , kemik kıkırdak gelişimin tamamlandığı 17 – 18 yaş ve üzeridir.

  • burun içinde konka adı verilen burun etlerindeki büyümeler,

büyümenin yerine göre kısmi veya total çıkarılması ile tedavi edilir.Nadiren tampon kullanmaktayız.Kanamalı bir müdahaledir.Genel veya lokal anestezi ile yapılabilir.Bazı durumlarda ilaç tedavisi ile küçülme beklenebilir, genede ameliyat aklınızın köşesinde kalmalıdır.Genelde 15 ve üzeri yaşlarda uyguluyoruz.

  • adenoid vegetasyon denilen çocukluk çağlarında daha belirgin olmakla birlikte ileriki yaşlardada gördüğümüz geniz eti.Müdahale ağız içerisinden ve  genel anestezi ile yapılır.
  • havanın geçiş yolu üzerinde bulunan normalde sağlıklı insanlarda görmediğimiz patolojik durumlar ( polipler, yabancı cisimler ,burun taşları , tümöral oluşumlar vb. )

tüm tadavi yaklaşımı cerrahidir.Duruma göre lokal veya genel anestezi seçilebilir.Ameliyat sonrası bir müddet ilaç tedavisi gerekebilir.

Burundan nefes alamama ve/veya horlama  yaşam kalitesini belirgin derecede azaltır.Hastalar farkında olmadan yüz tipinin değişmesi dişeti ve dişlerde çapraşıklık gibi ağız ve çene sorunları yorgunluk , dalgınlık , isteksizlik gibi motivasyon azlığı , kuruma yanma ,tekrarlayan ses kısıklıkları gibi boğaz şikayetleri ile karşılaşırlar. Nefes alamama hastanın nefesini tutma anlamına gelen apne nöbetlerine neden oluyorsa çok ciddi bir sorundur.Tıkayıcı uyku apne sendromu ( Uyku apne / horlama bölümüne bakabilirsiniz ) denilen bu tabloda uyku sırasında  kan oksijen düzeyinde düşmeler , nabız sayısında değişiklikler  gibi önemli fonksiyonlarda sorunlar mevcuttur.Genelde hasta sık uyanmadan , sabahları uykusuzluktan  , konsantrasyon azalmasından şikayet eder . Hasta yaşam kalitesinin azaldığının farkındadır.Bu durumda  laboratuarlardaki testler sonucu ortaya çıkan kriterlere göre tedavi yaklaşımı planlanır. Tedavide tek seçenek cerrahi metodlar değildir.Burada sağlıklı bir doktor kontrolü ileriki dönemler için size daha kaliteli bir yaşam kazandırabilir.

Tüm  bunların dışında sinüzit , başağrısı , kulak tıkanıklıkları , allerjik rinit gibi sorunları tedavi edebilmek için tıkanıklık olmasa bile burunla ilgili operasyonları uyguluyoruz.

Dip notlar

  • Allerjik astım ve/veya astım bronşitin ilk haberci şikayetleri burunla ilgili olanlardır.(beyaz burun akıntısı , hapşırma ,burun kaşıntısı , tıkanıklık )
  • Allerjik hastalıklarda cerrahi müdahale gerekliliği varsa tedavi öncesi uygulanmalıdır,tedavi başarısını arttırır.
  • Aşırı sigara ve kilo sorunu varsa ameliyatların veya diğer tedavilerin çok yüz güldürücü olmayacağını bilmelisiniz.
  • Tüm başağrısı nedenleri burun veya sinüs kaynaklı olmayabilir , ancak burun etleri ile kemik ve/veya kıkırdak temasının bile başağrısına neden olabileceği akılda tutulmalıdır.Ameliyat önerilerimizi tıkanıklık  ,ağız açık uyuma ,kemik eğrilikleri , bligisayarlı tomografi sonuçları gibi objektif kriterlere göre belirlemekteyiz, sadece ağrı bu kriterlere girmemektedir.
  • Burunla ilgili sorunlarda muayene yöntemleri oldukça önemlidir.Endoskop denilen optik sistemlerle burnun ve arkasının değerlendirilmesi yanılma payını azaltacaktır.Sinüslerle ilgili müdahalede bulunulacaksa biz endoskoplarla yapılan cerrahi müdahaleleri önermekte ve kullanmaktayız.Bu yaklaşım sonuçları açısından daha yüz güldürücüdür.
  • Ameliyatlarda her müdahalede olduğu gibi bir takım komplikasyonlar mevcuttur.Kanama en sık karşılaştığımız sorunlardandır.Enfeksiyon varlığı , bayanların adet zamanları veya kullanmakta olduğunuz ilaçlar (aspirin ,tansiyon ,şeker ialaçları vb.) bu riskleri arttıracağından doktorunuza hatırlatmayı unutmayınız.
  • Burun damlaları ile rahatlıyorsanız burun etleri ile ilgili sorunlar var demektir.Eğer ameliyatta bunlar göz önüne alınmassa şikayetleriniz devam edebilir.

Estetik ameliyatların bir kısmı hariç anlatılan burun müdahalelerinde herhangi bir kesi yapılmaz ,tamemen burun içinden çalışılarak ameliyat sonlandırılır.

Allerjik hastalarda ameliyat sonrası düzenli ilaç tedavisi ve doktor takibi ameliyat başarısını arttırabilir.

Ameliyat sonrası şiddetli bir ağrı beklemiyoruz ancak burnunuzun birazda olsa  kapalı olmasına ve nefes alamamanıza bağlı sıkıntılar olacaktır.

Tamponlu olduğunuz sürece burnunuzun ön kısmından kan ve/veya kanla karışık sıvı gelebilir merak etmeyiniz ancak ağızdan zorlama olmaksızın her tükürme ile kan gelmesi durumunda doktorunuza haber veriniz.

Ameliyattan itibaren tamponların alınmasından 1 gün sonrasına kadar kanamayı azaltmak amacı ile soğuk gıdalar önerilir.Bu süre boyunca oturur vaziyette yatılmalı ve ıkınma hareketlerinden , şiddetli burun temizlemelerden  kaçınılmalıdır.

Tamponların çıkarılmasından  sonra ameliyat tipine göre muayeneleriniz olacaktır.Bunlarda nefes almanızı engeleyebilecek kan pıhtıları temizlenir, ileride oluşabilecek yapışıklıklara müdahale edilebilir.Ameliyat kadar sonraki bakımlarında bazen önemli olabileceğini unutmayınız.

Sigara içilmesini ameliyatın başarısı  için önermiyoruz.

Burun ameliyatları sonrası taburcu bilgileri:

  1. Operasyon günü kendinizi biraz yorgun ve uykulu hissedebilirsiniz. Rahat olun, çünkü narkoz ve ağrı kesicilerin etkisinden çıkana kadar böyle hissetmeniz normaldir. Hastaların çoğu ilk 24-48 saatten sonra ağrı kesici tedaviye daha az ihtiyaç duyar.
  2. Operasyon günü veya 1-2 gün sonrası taburcu olacaksanız. Eve sizi birinin götürmesi iyi olur.
  3. Burun estetik ameliyatını takiben gözlerinizin etrafında morarma ve renk değişiklikleri farkedebilirsiniz. Bu beklenen bir durumdur. Bu renk değişikliği yaklaşık 2 haftada kaybolur.
  4. Burun içi tamponlarına ve dıştaki alçıya dokunmayın. Bunlar, doktorunuzun uygun gördüğü sürede çıkartılacaktır.

 

Aktivite:

  1. En az bir hafta eğilme, zorlanma ve ağır bir şey kaldırmaktan kaçının.
  2. 4 hafta sonra hafif egzersizlere başlayabilir ve egzersiz dozunu yavaş yavaş arttırabilirsiniz.
  3. En az 8 hafta, buruna direkt temas riski taşıyan aktivitelerden kaçının.
  4. Gözlüğünüzü takmak zorunda iseniz, burun üstüne baskı yerine alına yapıştırarak kullanabilirsiniz. Estetik ameliyatlar sonrası burun 2 ay kadar baskıya maruz kalmamalıdır.
  5. Başınızı 2 veya daha fazla yastıkla yükselttiğinizde daha rahat uyuduğunuzu farkedeceksiniz. Bu durum, burnunuzdaki ameliyata bağlı şişkinliği azaltır.
  6. En az 3 ay, burnunuzu direkt güneş ışığına maruz kalmaktan koruyun (15 numaradan büyük güneş yağı ile veya siperli bir şapka kullanın). Cerrahi sonrası 1-2 haftada, işinizin şekline de bağlı olarak işinize geri dönebilirsiniz.
  7. Tamamıyla sigarayı bırakmanızı öneririz. Yine de içmek isterseniz, ameliyattan 2 hafta sonra tekrar başlayabilirsiniz.

 

Temizlik:

  1. Burnunuzdaki tampon ve alçılar alınana kadar bir kişi saçınızı yıkarken size yardımcı olabilir.
  2. Tampon ve alçı alındıktan sonra, temizleyici bir krem kullanarak yapışkan ve yağlı maddeleri yavaşça temizleyin.
  3. Tamponlar alındıktan sonra yara iyileşmesine bağlı olarak zaman zaman burun tıkanıklıkları yaşayabileceksiniz , ortalama 1 ay sonrasında tamponlarınız alındığı gibi nefes alabileceksiniz merak etmeyiniz
  4. Bu süre içinde burun içinden  kanlı kabuklar gelebilir, oldukça büyük olabilirler korkmayınız.

Yara bakımı:

  1. Oksijenli suya batırılmış pamuklu çubuklarla yara yerlerini yavaşça temizleyin. Krutlar sert ve kuruysa tekrarlayan hareketlerle krutları yumuşatın ve çıkarın.
  2. Antibiyotikli kremlerle yara yerlerini pansuman edin. Bunu günde birkaç kez yapın.

 

İlaçlar:

  1. Devamlı kullanmak zorunda kaldığınız ilaçları kullanabilirsiniz.
  2. Gerektiğinde ağrı kesici kullanabilirsiniz, fakat ağrı kesicilere rağmen bir miktar daha ağrınız olabilir.
  3. Aspirin içeren tüm ilaçlardan kaçının. Aspirin kanama riskini arttırır.
  4. Burnunuzun içine sık sık tuzlu su içeren spreyler sıkınız.

 

Uyarılar:

  1. Ameliyattan 2 hafta sonrasına kadar burnunuzu sümkürmeyin. Burun içi salgılarını temizleme ihtiyacı olursa yavaşça burnunuzu çekebilirsiniz.
  2. Giderek artan ağrı, ateşinizin 37,5oC’den fazla olması veya burunda bariz bir iltihaplı akıntı görürseniz doktorunuza başvurun

 

 

 

Burun ucu düşüklüklerinde ve burun kıkırdağı ön-yüksek deviasyonlarında  nefes alma bozukluğu kaçınılmazdır . zaman zaman gözden kaçırılan bu detay nedeniyle  sonuçlar istenilen gibi  olmamaktadır.   Burun ucu ve/veya  yüksek septum cerrahisi özellik arzeden   operasyon tekniğidir.

 

Tamponsuz burun ameliyatı yapıyormuyum ? İstediğimde yapabilirim 🙂

internet denilen BİLGİ karmaşasında  , uzaya mekik gönderiyormuşcasına anlatılan bu işlem her kbb cerrahının yapabileceği son derece basit bir işlemdir. Ancak doktorun  tecrübesi ve deneyimleri hangi finalin postop daha başarılı olacağını ve dokuların ileride sorun yaratmayacak şekilde iyileşeceğini söylüyorsa ona göre işlem gerçekleştirecektir. Tabiki nefes alma sorunu olmayan  sadece estetik amaçlı  yapılan operasyonlarda tampon bizde kullanmıyoruz ancak belirgin burun kemiği (deviasyon) eğriliği olan yada total septal rekonstrüksiyon (eğri olan burun  kıkırdağını total çıkartarak dışarıda şekillendirerek tekrar burun desteği yaratma  işlemi) yapılan burunlarda mukozaların güzel birleşmesi ve kısa süreli destek sağlanması için oluklu ,nefes alınabilen  silikon tamponlar kullanıyoruz .

sosyal medya kuşkusuz çok iyi etkilenme ve seçim platformudur. Ancak seçimlerinde  20 dakika da estetik burun operasyonu , ameliyatsız burun kaldırma , öğle arasında burun askısı , Ayşe çok mutlu, Mehmet yeni burnu ile dünyayı kurtarıyor , Fatma nın felaket olan burnu sayemde dünya sıralamasında dereceye girdi , yedi yıldızlı doktor , vallahi ameliyat olduğunu kimse anlamıyor ne şişlik ne morarma , elleri çok hafif  vs vs  etkilenerek  karar verenler çok dikkatli olmalı. Bazen sosyal medyada denk geldiğim benzer konuları gördüğümde üst üste bi kaç haberden fazla okumuyorum artık . Çünkü bi müddet sonra benden habersiz neler de yapılıyormuş , bu yetenekler dağıtılırken ben neredeymişim gibi garip duygulara kapılıyorum J

Bizler kbb uzmanlarıyız ve önceliğimiz her zaman sağlıklı nefes alan burunlar sonrasında estetik olarak eski halinize göre çok daha kabul edilebilir, güzel görünümlü doğal burunlar. Şahsi fikrim fasial plastikle uğraşan, bu yolda kilometre yapmış , yaptığı işin arkasında duran ve istenilen ile verilebilecekleri arasında gerçek dengeyi kuran meslekaşlarımın süper işler başardığıdır.

Demem oki  siz siz olun doktorunuzun   çok kullanılmış olanını tercih edin J

Plastik cerrah mı kbb ci mi

Bu konuda son yıllarda gittikçe artan polemikler mevcut ve hatta hiç hoşuma gitmeyen şekilde bazı meslektaşlarımız bile gereksiz konuşmalar yapıyor . Aslında söylenecek fazla şey yok biz, bu işin içinde olan kişiler için…….

ancak tanıdığım bir kbb ci arkadaşımızın gayet net ve bilimsel açıklamasına yer vererek gerçek bilgiye ihtiyacı olanlara servis edebilirim  😉

bakınız ; hangi doktor plastik cerrah mı KBB mi

 

 

Çocuklar SAĞLIKLI iken   uykuda nefes sorunu yaşamazlar. yani melek gibi uyurlar.   SADECE Hasta oldukları zaman sıkıntı yaşamaları doğaldır. AĞIZ AÇIK UYUYAN ve/veya HORLAYAN  çocuklarda MUTLAKA bir üst solunum yolu problemi vardır .  sağlıklı uyuyamayan  BU TİP ÇOCUKLAR   genelde allerji vb  tanılar  konarak  doktorlar  tarafından uzun sürelerle tedavi edilmekte ve değişmeyen uyuma şekli aile tarafından kanıksanmakta ,ANORMAL  olduğu göz ardı edilmektedir .

Bu süre içinde çene ve yüz tipi  değişmekte diş yapısı bozulabilmekte , işitme kaybı,  büyüme gelişme gerilikleri yetersiz oksijen alımına bağlı okul başarısızları vb sorunlara  neden olabilmektedir .

ASIL SORUN  çok büyük olasılıkla  GENİZ ETİ VE BADEMCİKLERDİR . AKILCI OLAN VE YAPILMASI GEREKEN çocuğun KBB UZMANI tarafından  değerlendirilmesidir .

AMELİYAT ÖNERİSİ ailenin duymak istemediği seçenek olmakla birlikte, ebeveyn  olarak AĞIZ AÇIK UYUMA VE HORLAMAYI NORMAL KABUL ETMEK  ve çocuğu yıllarca bu durumda tutmak  büyük bir hatadır.  bu tip çocuklar bilimsel araştırmalara göre  ileri yaşlarda uyku apne hastaları olacaktır .

Nefes alamadığı için oksijen eksikliği yaşayan , en iyi pozisyonu yakalamak için yatakta dönüp dolanan , diş yapısı bozulan , çene yapısı küçük kalan çocuklar yetiştirmek , bunları önleyebilecekken görmezden gelmek anne ve babanın sorumluluğudur.

İyi oksijen alamayan ve ağız açık uyuyan çocuklarda büyüme ve gelişme geriliği , ağız solunumuna bağlı kubbe damak dolayısı ile burun kemiği deformiteleriileri  üzerine titrediğiniz çocukların ilerideki sorunları olacaktır .

Bademciklerin genel yapısı

Bademcik (Tonsil) ve geniz eti (Adenoid) olarak isimlendirilen dokular lenfoid hücrelerden oluşmuştur. Yeni doğanda anneden geçen immünglobulinler nedeniyle küçüktürler. 4-5 yaşlarda daha sık olmak üzere enfeksiyonlara bağlı olarak büyürler. İleri yaşlarda küçülme eğilimi gösterirler.

Geniz etinin ve/veya bademciklerin  büyük olması burundan solunuma engel oluşturur. Ayrıca kulak ve sinüslerin boşalımını bozarak değişik boyutta problemlere yol açarlar. Bu çocuklarda işitme kayıpları, horlama, ağızdan soluma, gece öksürükleri, burun akıntıları gözlenmektedir. Kronik geniz eti iltihapları veya büyümeleri ortodontik bozukluklar, yüz gelişiminde bozukluklar ve konuşma bozukluğuna yol açabilmektedir. Bademcik dokusunun sinirleri de boğaz ve kulağı uyaran sinirler ortak olduğu için gerek bademcik iltihaplarında gerekse ameliyat sonrası dönemde kulağa vuran ağrılar gözlenebilmektedir. Geniz eti ve bademcik dokuları en sık olarak 4 ile 10 yaş arasında aktif olup ergenlikle beraber boyut ve fonksiyon olarak gerilemektedirler.Ancak çok iri bademciklerin gerileme şansı yoktur.

 

Bademciklerin ameliyatı hangi durumlarda yapılır?

Bademcik ve geniz eti büyümeleri üst solunum yolunu daraltacak boyuta ulaştığında horlama ve apne dediğimiz uykuda nefessiz kalma gibi ciddi sorunlar başlatır. Bu durumlarda bir KBB uzmanı ile görüşülmesinde yarar vardır.Romatizmal ateş olarak bilinen hastalık A grubu beta hemolitik streptokoklara karşı oluşturulan antikorların yol açtığı bir komplikasyondur. Kalp kapakçıklarında bozukluklara yol açabilmektedir.Bademcik ameliyatları çocuklarda sıklıkla uyku apnesi nedeni ile yapılırken erişkinlerde ise en sık neden tekrarlayan bademcik iltihaplarıdır. Genel olarak bademcik ameliyatının gerekebildiği durumlar:

  • Uyku apnesi sendromu ( nefesini tutma )
  • Ağız açık uyuma ve/veya horlama sorununa neden olması
  • İri bademcikler ( kissing tonsil)
  • Febril nöbetlere neden olan bademcik iltihapları
  • Sık bademcik iltihapları ( son 1 yılda 7 atak, son 2 yılda üst üste yılda 5 atak, son 3 yılda yılda 3 tonsillit atağı)
  • Antimikrobiyal tedaviye dirençli kronik tonsillit
  • Tedaviye dirençli ağız kokusu ve boğaz ağrısı ile ilişkili bademcik taşları
  • Peritonsiller abseler
  • Bademcik büyümesine bağlı yutma bozukluklarıolarak
  • Hava yolu tıkanıklığına bağlı gelişen kalp komplikasyonları
  • Kanser şüphesi
  • Hemorajik tonsillit

Çocuk gelişimi, immün sistem gelişimi, ve ameliyat sonrası bakım gibi nedenlerden ötürü bademcik ameliyatı sıklıkla 3 yaşından sonra önerilmektedir. Ancak gerekli koşullarda bu müdahelelerin daha önce de uygulanabileceği unutulmamalıdır.

Bademcik ve geniz eti ameliyatları KBB kliniklerinde sık uygulanmaktadır. İlaç tedavisinden fayda görülmediğinde cerrahi olarak bunların çıkartılmasına baş vurulmaktadır. Bu ameliyata karar vermek için kullanılan iki kriter vardır.Kesin ve göreceli olarak ameliyatın gerekliliği belirlenir.Kesin ameliyatı gerektiren durumlar: Üst solunum yolunun bademcik ve geniz eti büyüklüğüne bağlı olarak tıkanması Bademcik etrafında abse (Peritonsiller abse) Kötü huylu tümör şüphesi Çene yapısını bozan geniz eti ve bademcik büyümeleri. Göreceli kriterlerin en başında sık tekrar eden bademcik enfeksiyonları gelmektedir. Bademcik ameliyatlarının %40’ı bu nedenle yapılmaktadır. Son bir yılda 7 defa veya son iki yılda yıl başına 5’şer defa veya son üç yılda yıl başına 3 ‘er defa yada daha sık ateşli bademcik iltihaplanması geçirilmesi Difteri (Kuş palazı) mikrobu taşıyıcıları Kalp kapak bozukluğu olan kişiler. Bademcik ve geniz eti iltihaplanmasına bağlı olarak sık orta kulak iltihabı geçirilmesi.Bu gibi durumlarda kronik bademcik iltihaplanması olarak adlandırılır. Çözümünde cerrahi tedavisi önerilir, planlanır.

Geniz eti ve bademcik ameliyatının yaş sınırı, riskleri nelerdir, ameliyat sonrası sık hasta olunur mu?

Hasta nefes alma da sıkıntı yaşıyorsa ameliyata yaş sınırı getirilmez. Kanama gibi cerrahi komplikasyonlar çok azdır. Cerrahi ve anestezi Riski 1/15000 kadardır. Ameliyatı sonrası bağışıklık sorunu görülmez. Bademcik ameliyatından sonra vücudun savunma sistemi ile ilgili bir çok bilimsel çalışma yapılmış ancak net bir sonuç elde edilmemiştir. Bademcik ameliyatından sonra daha kolay farenjit olunduğu yolunda bir inanış vardır. Bademciği alınmış yada alınmamış insanlarda farenjit görülme oranı aynı sıklıktadır. Bademciklerin alınması farenjit olma oranını artırmamaktadır.Hastaların çoğunda gelişim düzelir ve hastalık sayısı azalır.

Çocuğumun işitmesinde  sorun var….

Televizyonu yakın seyretme , bi kaç kez tekrarlatma gibi nedenlerle genelde ailelerin hissetiği işitme sorunu bazen öğretmenler tarafından da farkedilebilir . Bir çocukta işitme sorunlarının başlaması artık ameliyat için zaman kaybedildiğini gösteren en açık uyarıdır…. Hala ameliyatsız çözüm aramaya çalışmak uzun vadede kalıcı işitme kayıplarına neden olabilir ve ameliyat yapılsa bile bu tip işitme kayıplarında geriye dönüş olmamaktadır .

Çocuğumun burnundan devamlı sarı-yeşil akıntı geliyor ve tedaviye direnç gösteriyor…

İlk incelenmesi gereken bölge burun ve geniz etidir. Kan tahlili, alerji tetkikleri ve kültür alınması gerekebilir. Kültürün endoskopi altında sinüs ağızlarından alınmalıdır.

Çocuğumun gündüzleri nefesi normal ancak geceleri şiddetli horlamaları oluyor…

İlk bakılması gereken bölge genizdir. Bu bölgenin mutlaka görüntülenmesi gerekir. İdeal muayene bir KBB uzmanı tarafından endoskopi ile geniz eti varlığının ve burun içerisinin incelenmesidir.

Çocuğum iştahsız, gelişimi yavaş, boğazı sık hastalanıyor, bazen kötü bir koku geliyor.

Bu tanım tam olarak kronik bademcik enfeksiyonuna uymaktadır. Sık geçirilen enfeksiyonlarla bademcik girintilerinin arasında gıda ve bakteri artıkları birikir. Boyunda lenf bezeleri büyür ve uzun süre böyle kalır. Çok sık ilaç kullanılıyorsa, çocuğun okul başarısı ve gelişimi olumsuz yönde etkileniyorsa bademcik ameliyatı gündeme gelir.

 

Çocuğum çok sık hastalandığı için çeşitli testler yapıldı ve neticede ‘BETA’ denilen bir mikroorganizma olduğu söylendi ne yapabilirim ?

Beta; streptokok grubu bir bakteridir. Yaygın antibiyotik kullanımıyla böbrek, kalp sorunları ve romatizma gibi etkileri çok azalmıştır. Çocuklar ve gençlerde, en fazla kış ve ilkbaharda karşılaşılır. Kalabalık ortamlarda kolay bulaşır. Boğaz ağrısı, yüksek ateş, halsizlik, baş ağrısı, bulantı, kusma, karın ağrısı görülür. Orta kulak iltihabı, sinüzit gibi ikincil hastalıklar olmazsa 3-5 gün içinde düzelir. Bademciklerin üzerinde sarı kabuklanmalar vardır. Boyun da bezeler görülebilir. Tedavi doktor kontrolünde antibiyotik verilmesi ve gerekiyorsa bademcik ameliyatı yapılması şeklindedir.

 

 

Bademcik – Geniz eti   Ameliyatı   Hakkında

Bademcikler   (Boğazımızın iki yanında) ve geniz bademciği (burnumuzun arkasında) vücudumuzun savunma sistemini oluşturan dokular arasında yer alırlar. Vücudumuz için zararlı hale geldiklerinde ameliyatla alınmaları gereklidir. Aksi taktirde, özellikle çocukluk çağlarında geriye dönmesi mümkün olmayan yapısal bozukluklara neden olabilirler.       ( diş ve çene bozuklukları, yüz tipi değişiklikleri, kulak sorunları, işitme kayıpları, romatizmal organ hastalıkları, gelişme gerilikleri gibi.) Bunların dışında kişinin yaşam kalitesini engelleyerek performansının düşmesine zemin teşkil ederler. (sık hastalanan, sık antibiyotik kullanan, ağız açık uyuyup horlayan, ağız açık dolaşan, sürekli burnu akan, öksüren, çabuk yorulan kişiler gibi).

Hastaların özellikle anne babaların bu durumları daha dikkatli değerlendirerek, ameliyattan çekinmemelerini öneriyoruz.

AKSİ DURUMDA  yüz şekli değişmiş , çene yapısı ve diş dizimi bozuk , gelişme ve oksijen alımı düzensiz ve sizin yaşlarınızda UYKU APNE hastası olma olasılığı çok yüksek çocuk büyütme sorumluluğu sizlere ait olacaktır .

 Ameliyat olmalımıyım? 

  • Bir yıl içinde 4 – 5 kez veya son 6 ayda 3 kez, bademcik iltihabı      oluyorsanız,
  • Sürekli ağız açık uyuyor veya horluyorsanız,
  • Kulakla ilgili sık iltihaplanma, tekrarlayan akıntı gibi      şikayetleriniz varsa,
  • İşitme kaybı mevcutsa,
  • Uykuda nefesini tutma anlamına gelen apne nöbetleri varsa veya      huzursuz uyuma mevcutsa,
  • Tek taraflı aşırı büyüme varsa,

Yukarıdakilerden herhangi birine cevabınız evet ise siz ameliyat için adaysınız.

Çocuğum küçük, acaba ameliyatı kaldırabilirmi ?, yaşı uygunmu ?

Anestezi için kullanılan ilaçlar kilo hesabına göre verilir.Bu yüzden çocuk veya büyük açısından risk farklı değildir.Üstelik ameliyat sonrası toplanma küçük yaşlarda daha rahat ve kolay olmaktadır.Genelde bademcik ameliyatı için kesin bir kaide olmamakla birlikte 4 yaş ve üzeri uygulanması benimsenmektedir.

Ancak ;

  • havale geçirmesine neden olan bademciklerde,
  • uykuda nefes tutma nöbetlerine veya beslenme bozukluğuna neden olacak kadar iri bademciklerde,

yaş dikkate alınmaz ve küçük yaşlarda yapılan ameliyatlarda ileride olabilecek yapısal sorunlara engel olunabilir.

Geniz eti için yaş sınırı yoktur.

 İşitme kaybı varsa kulaklarına müdahale edilecekmi ?

Çocukluk çağında işitme kaybının nedeni, bademciklerin ve özellikle geniz etinin öztaki borusunun ağzını kapatarak orta kulak havalanmasını bozmasıdır.Havalanmanın bozulmasından sonraorta kulakta steril bir sıvı toplanır.Başlangıçta su kıvamında olan sıvı bir süre sonra bal kıvamına gelir.Bu dönemde veya sonrasında kalıcı işitme kayıpları beklenebilir.Bundan dolayı çocuğunuzun işitmesinde azalma hissediyorsanız (genelde televizyonu yakından seyretme, sesini fazla açma, aileye veya öğretmenlerine ilgisizlik vebenzeri şekillerde anlaşılabilir.) ameliyat öncesi işitme testlerini yaptırmayı ihmal etmeyiniz.

İşitme testleri olarak odyometri ve timpanometriyi kabul ediyoruz.

Bu tetkikler her yaş grubuna rahatlıkla uygulanabilir.Testler sonrası   işitme kaybı belli bir düzeyin altında ise bademcik ve/veya geniz eti ameliyatı esnasında, kulak zarına 6 ay ila bir sene arasında kalan sonrada kendiliğinden kulak yoluna düşen minik tüp yerleştiriyoruz.Ameliyat sonrası düzelme takibi işitme testleri ile yapılır.

Bilinmesinde fayda olan dipnotlar :

  •  iri bademcik ve geniz eti olan çocuklar ameliyat sonrası büyüme      gelişim ve iştah konusunda genelde belirgin bir iyileşme gösterirler.
  • Tekrarlanan boğaz kültürlerinde tedaviye rağmen beta hemolitik streptokoklar      üretiliyorsa,romatizmal risk açısından bademcikler alınabilir.
  • horlayan ve ağız açık uyuyan çocuklarda iri bademcikler şikayet olmasa bile alınmalıdır , bu tip çocuklarda SADECE GENİZ ETİ AMELİYATI çözüm olamayacaktır . nedeni genizbölümü rahatlasa bile özellikle sırtüstü yatıldığında bademcikler kitleleri nedeniyle  arkaya çökerek yolu tıkayacaklardır .
  • Unutmayınız ! biz sadece bademcik ve/veya geniz eti ameliyatı      yapıyoruz.Hastalandıklarında veya burunlarında bir sorun olduğunda (burun      kemiğinde eğrilik, burun etlerinde büyüme, gripal enfeksiyon, farenjit      vb.) boğaz şikayetleri veya burun tıkanıklığı yaşayabilirler.
  • Bademciklerde direkt görüş alanına rağmen,geniz etinde görüş      sağlayabilmek için endoskop denilen optik borular kullanılabilir.Bu      muayene yöntemi burun tıkanıklığı konusunda kesin fikir verebilir.
  • Yapılan araştırmalarda, sigara içilen evlerde, yukarıda anlatılan      kulak(otit,işitme kayıpları) burun(tıkanıklık) ve allerji şikayetlerinin      daha fazla olduğu saptanmıştır.
  • Şayet hasta olan siz değilseniz, kendinizi hastanın yerine      koyunuz.Uyurken ve yemek yerken gözleyiniz,yaşam kalitesinin bozuk      olduğuna inanmıyorsanız ameliyata gerek görülmeyebilir.

  Ameliyat hakkında :

  •  Ameliyat çocukluk çağlarında uyutularak yetişkinlerde ise hastanın yaklaşımına bağlı olarak, lokal anesteziylede (uyuşturarak) yapılan bir müdahaledir.Diğer ameliyatlarlardaki risklerin mevcut olduğunu bilmelisiniz.
  • Ameliyat sonrası ilk 24 saat özellikle ilk 6 saat kanama açısından önemlidir.Unutmayın bu yüzden hastanede yatırılmaktasınız.Kanama kontrolü boğazı zorlamadan tükürmek şeklindedir,ilk saatlerde kanla karışık olması normaldir.Hastanız kusabilir bu ameliyatta yutulanlar nedeniyle siyah kan şeklinde olacaktır,merak etmeyiniz.

1-    Ameliyattan çıktıktan sonraki 4 ( dört ) saat içinde hiçbirşey ağızdan verilmeyecek.İstisna olarak dondurma verilebilir,            küçük   çocuklarda susanırsa buz emdirilebilir.

2-    Süre bitiminde 24 saat(birinci gün) sadece sıvı-soğuk gıdalar alacak.

Örnek : su, süt, asitsiz meyva suyu, komposto.

3-    İkinci gün soğuk ve yumuşak gıdalar verilecek.

Örnek : yoğurt, muhallebi, soğuk tanesiz çorba,   sütlaç, süte doğranmış ekmek içi vb.

4-    Üçüncü,dördüncü ve beşinci günler ılık ve yumuşak gıdaların hepsi verilebilir.

Örnek : makarna, pilav, püre, yumuşak meyvalar vb .

5-    Altıncı günden itibaren on güne kadar normal ancak sert olmayan gıdalarla beslenilebilir.

Ameliyattan sonraki birinci ve yedinci gün doktorunuza muayene olunuz. Bu ileride sıkıntı yaratabilecek problemleri ortadan kaldırabilir.

  • On güne kadar nadirde olsa kanama ihtimali olabilir.Bu süre içinde doktorunuzla irtibatınızı kesmeyiniz.
  • Ameliyat sonrası aralıklı olarak kulağınıza vuran ağrılar doğaldır.Bu tip ağrılar devamlı ve şiddetli ise doktorunuza danışınız.
  • Sakız çiğnemek veya yutkunmak iyileşmeyi kolaylaştırır, dolayısı ile ameliyat sonrası boğaz ağrısını azaltır.
  • Aspirin ve benzeri ilaçlar kanama yapabileceğinden kesinlikle verilmemelidir.

          

        

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

1-     ŞİŞMANSANIZ, APNEYLE SAVAŞ ZORLAŞIR:

Alınan fazla kilolar, tüm vücutta yağlanmaya yol açtığı kadar dil kökü, yutak ve yumuşak damağın da yağlanmasına, bu durum ise solunum yolunun daha kolay tıkanmasına neden oluyor. Şişmanlık, vücudun ihtiyaç duyduğu oksijen miktarının artmasına yol açıyor, dolayısıyla zaten apne nedeniyle nefes borusundan oksijen girişi sorunu olan hastada sorun daha fazla artıyor. Bu nedenle kilo vermek en iyi tedavi yöntemlerinden biri, ancak genellikle diğer tedavi yöntemleriyle birlikte uygulanması gerekli oluyor. Çünkü kilo kaybı olmadan diğer tedavi yöntemlerinin de başarı şansı büyük oranda azalıyor.

 

2-     ALERJİ, PANİK ATAK, UYKU VE KAS GEVŞETİCİLER HORLATIR:

Doktor önerisi ve mutlak gereksinim olmadan alınan alerji, uyku ilaçları, bazı psikiyatrik ilaçlar ve kas gevşeticiler horlamaya yol açabilir veya zaten var olan horlama ve uyku apnesini ağırlaştırabilir. Ayrıca sigara ve alkol kullanımı da olumsuz etkilidir. Bu nedenle sözkonusu ilaçları mutlaka doktora sorarak almak gerekiyor. Alkol ve sigaradan uzak durmak da etkili önlemler.

3-     CPAP (MASKE) AYARLARINI 6 AYDA BİR YAPTIRIN:
Apne sırasında belli sürelerle nefes durduğundan oksijen geçişi sağlanamaz ve      hava yolu çöker. Bu nedenle apne hastalarının bazılarına CPAP denilen cihaz önerilir. Bu cihazın maskesi takılarak oksijenin vücuda girmesi sağlanır. Ancak hastaların otomatik olmayan CPAP cihazlarının basınç ayarlarını 6 ayda bir yaptırmaları gerekiyor. Ayrıca hastanın bıyıklı olması, maskenin ağız ve buruna tam oturmasını engellediğinden kesilmesi daha doğru.

 

4-     DEVAMLI HORLAYANLARDA APNE OLABİLİR:

Sürekli horlayan kişilerde muayene ve testler sonucunda apne hastalığı saptanabilir. Ancak horlama komik ve çaresiz bir hastalık değildir. Tedavisinde küçük dil, damak ve sarkan yumuşak dokuların cerrahi olarak küçültülmesinin yanısıra, implant, radyofrekans gibi seçenekler vardır. Muayene sırasında, horlayan kişilerin eşlerinden alınacak öykü de tedavi seçeneğinin belirlenmesinde önemlidir. Yüzün anatomik yapısı, örneğin çenenin geride olması, boynun kalın ve kısa olması da horlamayı artıran etkenlerdir.

 

5-     ORTOPEDİK YASTIK, SADECE YAN DÖNÜP HORLAMAYANDA ETKİLİ:

Ortopedik yastık kullanımı sırt üstü yatınca horlayan, yan dönünce horlamayan hastalarda önleyici olabilir. Başın yükseltilmesi ise, belden itibaren kademeli olarak yapıldığında fayda sağlayabilir. Aksi takdirde sadece boyun yükseleceğinden ve büküleceğinden boyunda ağrılar olur, horlamaya da faydası olmaz.

 

6-     UZUN SÜRELİ BURUN SPREYİ KULLANMAK ZARARLI!:

Burun spreyi sadece burun etinde sorun varsa kullanılabilir. Burun etini kısa sürede büzen ve burnu hemen açan spreyleri (iliadin, otrivin gibi) uzun süre kullanmak sakıncalı. Kortizon içerikli spreyler burun etlerini baskı altında tuttuğundan diğer spreylerin aksine uzun süreli kullanılabilir. Sadece burun etinde sorun olan hastalarda, ameliyat da uygun bir seçenek.

 

7-     SPORCULARIN KULLANDIĞI KANAT MANDALLARI ÇÖZÜM DEĞİL:

Sporcuların sportif faaliyetlerde burun kanatlarını açık tutmak için kullandıkları mandallar, nefesi açmada çoğu zaman yeterli değil. Eğer kişide sadece burun kanatlarında çökme varsa tedavide az miktarda destek olabiliyor.

 

8-     APNE VE HORLAMANIN GENETİK YÖNÜ VAR:

Anne ve babada horlama, apne sorunu varsa çocuğunda da olabilir. Anatomik yapıdaki kalın ve kısa boyunlu olmak, çenenin geride olması risk faktörü. Çocuklarda fiziksel ve zeka gelişimini olumsuz etkileyen apne ve horlama sorununa karşı en iyi çözüm bademcik ve geniz etinin alınması, ayrıca spor yapmak, şişmanlamamak da önlemler arasında sayılmakta.

 

9-     MASKE TAKMADAN YAŞAYAMAZSINIZ!:

Hastalar CPAP takmadan uyumanın çaresini istiyor. Cerrahi, maske, radyofrekans ve implant seçenekleri uygun hastalarda kullanılıyor. Bu seçenekler uygun hastalarda CPAP kullanımını ortadan kaldırıyor. Ancak bazı hastaların da doktorun önerisine uyarak ömür boyu maske takması gerekebiliyor. Hastalar sadece 1 saate kadar olan basit şekerlemelerde maskesiz dolaşabilir.

 

10-ASFALT DELME MAKİNESİNİN ŞİDDETİNDE HORLAYAN VAR:

Horlama hem sosyal açıdan hem de tıbbi açıdan ciddi bir sağlık sorunu. Çeşitli dereceleri var. Rahatsız etmeyen, yatak arkadaşını rahatsız eden, tüm ev halkını rahatsız eden ve komşuları rahatsız eden olmak üzere 4 derecede horlama var. Bazen horlamanın şiddeti asfalt delme makinesinin yarattığı gürültünün seviyesine ulaşabiliyor. Bu nedenle uygun ve doğru tedavi şart.