Bruksizm (diş gıcırdatma) genellikle uyku esnasında oluşan güçlü çene hareketlerinin neden olduğu çeneleri sıkma, dişleri gıcırdatma olayıdır. Toplumumuzda sık rastlanır. Genellikle bu alışkanlığa sahip bireyler bundan habersizdir. Halk arasında diş gıcırdatması olarak bilinen bruksizm hastalığı normal bir durum değildir. Genel olarak uyurken gözlemlenen bu hastalık, kişinin yaşadığı psikolojik olaylara bağlı olarak gündüz de ortaya çıkmaktadır. Bruksizm tehlikeli bir durumdur ve hastadan normal zamanda çıkarılması mümkün olmayan, rahatsız edici bir ses çıkar.

Bazı araştırmacılar bruksizmin dişler arasındaki kapanış ilişkisinin bozulmasından kaynaklandığını, bazıları santral sinir sistemindeki bir hastalığın neden olduğunu, bazı araştırmacılar da bu iki nedeni de kapsayan çok yönlü bir problem olduğunu ileri sürmektedirler. Bu durum çok nadir görülmektedir. Diş gıcırdatmanın asıl nedeni yukarıda da belirttiğimiz gibi yaşanan psikolojik sıkıntılardır. Günlük hayatta yaşanan stres bu hastalığın en önemli nedenlerinden birisidir. Günümüzde insanlar, yaşam standartlarını en üst düzeye çıkarabilmek için oldukça baskı altına girmekteler. Sonuç olumlu ya da olumsuz olsun; insanlar maddi ve manevi yönden strese maruz kalmaktalar. Strese maruz kalan bireylerde bu tür hastalıkların görülmesi kaçınılmaz bir durumdur.

Herkes stresin en önemli faktör olduğu konusunda fikir birliği içerisindedir. Vücudumuzda stres belirtilerini ilk olarak gördüğümüz yer ağız dokularıdır. Stres bruksizmin hem oluş nedeni hem de olayın şiddetini artıran en önemli faktör olarak belirlenmiştir.

Bruksizm hastalığına neden olan bir diğer durum da bireyin kendi kişisel özellikleridir. Örneğin aşırı titiz, sinirli, hassas bir yapıya sahip olan kişilerde bu tarz hastalıklar ortaya çıkmaktadır.

Diş gıcırdatması sonucu

Aşınma : Dişlerin birbirleri ile sürtünmesi sonucunda oluşan aşınma tüm dişleri kapsayabilirse de özellikle ön dişlerde daha etkilidir.

Dişlerde kırılma: Dişleri sıkma ve gıcırdatma sonucunda ön dişlerin köşelerinde arka dişlerin çıkıntılı kısımlarında mikro çatlaklar oluşur. Röntgen ile saptanamayan bu çatlaklar zamanla büyüyerek dişlerin kırılmasına neden olur.

Dişlerde aşırı hassasiyet: Genellikle soğuğa karşı hassasiyet gelişir. Ani diş sızlamaları başlar

Diş etinin geriye çekilmesi ve genellikle bununla birlikte oluşan dişin boynunda diş eti hizasında oluşan çentik şeklindeki aşınmalar: Bu durumun oluşmasına neden olarak ilerleyen yaşa bağlı diş eti çekilmesi ya da aşırı baskı uygulanarak yapılan diş fırçalama gösterilsede , bruksizm nedenlerden biri olarak değerlendirilmelidir.

Dişlerde sallanma: Yıllar süren gıcırdatma sonucu dişler gevşeyerek sallanmaya başlar. Aşırı basınç dişleri saran kemik desteğinin kaybolmasına neden olur.

Yanaklarda iç tarafı tahriş : Özellikle dişleri birbirlerine temas ettikleri kapanış çizgisi hizasında, yanağın iç kısmında çizgi ya da kabartı şeklinde fibröz bir oluşum meydana gelir. Bu oluşum nedeni ile sıklıkla “yanak ısırma” olayı ile karşılaşılır.

Kas ağrısı: Özellikle şakak ve yanak bölgesindeki kasların aşırı çalışması bu bölgelerde kas ağrısına neden olur.

Baş ağrısı: yukarıda belirtilen kas ağrısı zaman zaman baş ağrısı şeklinde kendini gösterir.

Çene ekleminde ağrı : Çene eklemine aşırı yüklenilme nedeni ile eklemde ağrı, çıtırtı ve kenetlenme olabilmektedir.

Bu belirtiler diş gıcırdatmasının hemen başlangıcından itibaren ortaya çıkmaz. Olayın şiddetine ve süresine göre bazen yıllar sonra görülebilmektedir.

Tedavinin amacı dişlerde çene ekleminde oluşabilecek kalıcı zararları önlemek ve ağrıyı ortadan kaldırmaktır.

Diş hekimi tarafından uygulanan, uyku sırasında dişlerin birbirleri ile temasını engellemek amacı ile alt ve üst çene dişlerinin arasına yerleştirilerek kullanılan “gece koruyucuları”, diş gıcırdatması semptomatik tedavisinde kullanılan en önemli araçtır. Ancak gece koruyucularının yeterli olmadığı durumlarda ,hastalığın sergilediği tabloya göre gece koruyucularının yanında bazı ek tedavilerinde uygulanması gerekmektedir:

  • Stres terapisi,
  • Rahat uyumayı sağlayıcı önlemler,
  • Kas gevşetici ilaç uygulaması,
  • Hatalı yapılmış diş dolgusu ve kaplamaların yenilenmesi,
  • Eksik olan dişlerin yerine koyulabilmesi için protez uygulamaları.

Bu konudaki yaklaşımlarımız için sizi kliniğimizde misafir edebiliriz.

uyku/apne

 

  • Erişkinlede 5 kez apne nöbeti normal olarak kabul edilse bile , çocukluk döneminde tek bir apne nöbeti  bile tehlikeli olarak değerlendirilmektedir.
  • Yapılan araştırmalarda Apne nöbetleri tedavi edilmeyen çocukların  ileride horlama ve uyku-apne hastası olması kaçınılmaz .
  • 20 den fazla apne nöbeti geiren hastalar , normal kişilere göre 7 yedi kat daha ölüm riski taşımakta.
  • Uyku apneli bir sürücü , sarhoş direksiyona geçen bir sürücüden 10 kat daha tehlikeli .

Uyku apneli bir sürücünün neden olduğu kazalar genellikle çok sayıda ölümle sonuçlanmakta , fren kullanılmayan araba nerede isterse orada duruyor .

  • Uyku apne şeker hastalığı , yüksek tansiyon , obesite , yüksek kolesterol  değerleri,  kalp krizi  gibi rahatsızlıkların tetikleyicisi olup , oluşan kısır döngüde kalitesiz ve sıkıntılı bir  yaşamın  ihmal edilen  basitçe geçiştirilen temel nedenidir.

Uykunuzda solunum duraklamaları, nefes nefese kalma ve gündüz yaşamınızda sürekli uykusuzluk hissi uyku apnesinin en yaygın belirtileridir. Gündüz işinizin ortasında kendinizi oturduğunuz yerde uykuya dalmış  şekilde bulabilirsiniz. Diğer uyku apnesi belirtileri şunlardır:

  • Sabah başağrıları
  • Konsantrasyon ve öğrenme problemleri
  • Sinirli, depresif ve kendi kişiliğinden farklı davranışlar
  • İdrar yapmak için çok sık uyanmak
  • Uyandığınızda ağız kuruluğu ve boğaz yanması

Çocuklarda uyku apnesinde  ek olarak tuhaf pozisyonlarda uykuya dalma, uykuda altını ıslatma ve sık sık kabus görme durumlarına rastlanabilir. Bademcik- geniz eti  ameliyatı çocuklarda uyku apnesine de iyi gelen bir cerrahi çözümdür.

 

 

Uyku apnesi rahatsızlığınız olup olmadığını anlamak için kendinize şu soruları sorun:

  • Haftada 3 geceden fazla mı horluyorsunuz?
  • Horlamanız yüksek mi? (Başka odalardan duyuluyor mu?)
  • Birlikte uyuduğunuz kimse size uykunuzda nefesinizin durduğunu söyledi mi?
  • Yüksek tansiyonunuz var mı ya da daha önce böyle bir şikayetten tedavi oldunuz mu?
  • Gündüz saatlerinde işiniz yokken aniden uykuya dalıyor musunuz?
  • Gündüz saatlerinde herhangi bir işin başındayken ya da araba kullanırken uykuya dalıyor musunuz?

Bu soruların çoğuna evet yanıtı veriyorsanız uyku apnesinden muzdarip olabilirsiniz. Derhal bir doktorla, görüşmelisiniz. Uyku apnesi tedavi edilebilen bir rahatsızlıktır.  İlk seçim bir kbb uzmanı olmalıdır, ayrıntılı bir muayene sonrasında sizi uygun teşhis ve tedavi seçimine  yönlendirecektir .

Amerika da yapılan araştırmada çeşitli şikayetlerle doktora başvuran kişilerin gerçekte  uyku apne hastası olduğu teşhisi ortalama 7 senede  konmuş , ve bu kişiler ortalama olarak 17 farklı sağlık çalışanına başvurmuşlar .

 

Bu kadar sinsi ve yaygın seyreden , sonuçları  ölümcül olan bu hastalık  ciddiye alınmalıdır.

 

Yüksek sesli horlama uykuda solunum ciddi bir sağlık probleminin habercisi olabilir. Horlama solunum yollarındaki hava pasajının yeterli açıklıkta olmadığına işaret etmekte olup, oldukça şiddetli bir horlama dar bir alandan hava geçişinin zorlanarak yapıldığını göstermektedir. Yetişkinlerin %45’inde horlama görüldüğü tahmin edilmektedir. Bu kişilerin çoğunda horlama basit horlama adı verilen ciddi sağlık problemlerine yol açacak boyutta değildir. Ancak erken yaşta başlayan bu sıkıntı ileride horlamayan kişilere göre apne hastası olma olasılığını 3 kat arttırmaktadır .

 

Uyku apnesi öldürebilir

Normalde biz uyurken, boğaz kasları bolca oksijen alabilelim diye solunum yolumuzu açık tutar. Kişide uyku apnesi olduğunda, boğaz kasları fazla rahatlar, dil ve bademcikler nefes borusuna göre çok genişler ve bu yüzden solunum yolu tehlikeli bir şekilde daralır. Veya fazla kilolu olmaktan dolayı yedek dokular solunum yolunu daraltarak kalınlaştırır. Uyku apnesi beyin, solunum yolunu açık tutan kaslarla iyi iletişim kuramadığında da olabilir. Sonuç: Hava alabilmek için başarısızca sarfedilen çabalardan dolayı oluşan titreşim. Yani; uyku apnesi olanların durumunu açıklayan horlama. Oksijen alımı çok az olduğunda beyniniz uykunuzda ölmenizi engellemek için sizi uyandırır. Şiddetli uyku apnesi olan kişiler için bu durum gecede yüzlerce kez yaşanabilir.

Sizi ve eşinizi perişan ve yorgun yapmasının ötesinde uyku apnesi, yüksek tansiyonun başlıca nedenlerindendir ve damarlarınızda iltihap ve pıhtılaşmaya neden olabilir. Uzun vadede genellikle asabiyet ve depresyonla sonuçlanır, bazı durumlarda kişiyi uykusunda öldürebilir.

 

  • Sigarayı bırakın ve fazla kilolarınızdan kurtulun:Sigara dumanı solunum yollarını daraltarak, yeterli oksijenin geçmesini zorlaştırır ve onları iltihaplandırır. Vücut ağırlığınızın yüzde 10’unu kaybetmeniz uyku apnenizin de iyileşmesini sağlayacaktır. Ortalama kilodaki çoğu kadının bu rahatlığı elde etmek için yalnızca 4-5 kg vermesi yeterlidir.
  • Burun tıkanıklığını tedavi edin
  • Alkol ve sakinleştiricilerden kaçının: Alkol ve sakinleştiriciler beyin faaliyetlerinizin gücünü azaltır ve bununla birlikte yeterli oksijen almanızı riske atar. Uyku ilaçları düzensiz uykular için bir çözüm yolu gibi görünse de aslında sizi canlı tutma görevi olan beyninizi işinden alıkoyar.

                   

Uşak’ta şoförü uyuyan otobüs bariyerlere çarparak devrildi …

Şoförü uyuyan otomobil takla attı: 3 ölü, 3 yaralı

 

 

Ani işitme kaybı nedir?

Bir sabah uyandığınızda ya da gün içinde, örneğin telefonla konuşurken gelen sesleri az duyduğunuzu ya da hiç duymadığınızı fark ettiyseniz, ani işitme kaybı yaşıyor olabilirsiniz. Dünyada 100000’de 10-20 arasında görülen, nedeni bilinmeyen ani işitme kayıpları Kulak Burun Boğaz Hastalıkları pratiği içerisinde acil değerlendirme ve tedavi gerektiren durumlardan olup, işitme kaybına ilk günlerde müdahale edilmezse işitme kaybınız kalıcı hale gelebilir.

Ani İşitme Kaybı Nedir?
Ani işitme kaybı, önceden herhangi bir işitme probleminiz yokken, 3 gün içinde ortaya çıkan genellikle tek taraflı olmakla birlikte iki taraflı da olabilen, tıbbi olarak kanıtlanmış (saf ses odyometri testinde 3 ardışık frekansta 30dBden fazla kayıp), iç kulak ve/veya işitme sinirindeki bir probleme bağlı olarak gelişen işitme kaybıdır.

Ani İşitme Kaybının Oluşmasındaki Sebepler Nelerdir?
Ani işitme kaybı çoğunlukla nedeni bilinmeyen bir hastalıktır. Bunun dışında  viral enfeksiyonlar, travma, çok şiddetli sese maruziyet, damarsal olaylar, basınç değişikliği, hastanın geçirmekte olduğu iç kulak hastalığı, gizli seyreden beyin sapı tümörleri (akustik nörinom), bazı sistemik hastalıklar ve kanser tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar neden olabilir.

Ani işitme kaybının belirtileri nelerdir?
Ani işitme kaybı hasta tarafından bazen tek ya da çift taraflı işitme azlığı olarak fark edilebileceği gibi, aniden ortaya çıkan çınlama uğultu ya da kulakta dolgunluk hissi şeklinde de belirti verebilir. Baş dönmesi bu belirtilere eşlik edebilir. Böyle bir durum fark ettiğinizde ilk yapmanız gereken şey size en yakın kulak burun boğaz hastalıkları uzmanına hemen başvurmak olmalıdır.

Nasıl Tanı Konulur?
Ani işitme kaybında kesin tanı ancak kulak burun boğaz uzmanı tarafından yapılan tam bir kulak ve işitme muayenesinin ardından yapılacak olan işitme testi (saf ses odyometrisi) ile konulabilir. İşitme testi ile işitme kaybının derecesi ve  hangi frekansları etkilediği ortaya konur.  İşitme testi sonrasında ani işitme kaybı saptana hastalarda metabolik damarsal enfeksiyöz nedeni araştırmaya yönelik ayrıntılı kan tahlilleri ve  MRI ( Manyetik Rezonans ) inceleme yapılabilir. Ancak bu taramalarda bir neden saptanma oranı %10 civarındadır.

Ani İşitme Kaybının Tedavisi nedir?
Ani işitme kaybı, hastalar hiç bir tedavi almasalar dahi genel olarak % 60-65 oranında kendiliğiden kısmi veya tam iyileşme gösterebilir. Ancak hastalığın başlangıcından itibaren tedaviye başlama süresi geciktikçe iyileşme beklentisi azalmaktadır. Bunun dışında tedavi başlangıcında daha ileri seviye işitme kaybı olan, yaşlı, eşlik eden hastalıkları olan ve baş dönmesi olan hastalarda da tedaviye daha az yanıt beklenir. Bu nedenle erken tedavi önem kazanmaktadır.

Ani işitme kaybı tedavisinde yıllardır birçok farklı ilaç denenmiş ve hala da denenmeye devam edilmektedir. Bunlar içinde plazma genişleticiler, damar açıcılar, anti-viral, anti-oksidan ilaçlar, vitaminler, selenyum ve sistemik ya da bölgesel etkili kortikosteroidler (kortizon) gibi daha birçok değişik ilaç grubu ve bu tedavilere eklenen hiperbarik oksijen tedavisi sayılabilir. Bu yüzden birçok kulak burun boğaz kliniğinde farklı tedavi protokolleri uygulanabilmektedir. Tedavide en çok etkinliği kanıtlanmış ilaç kortizondur.
Ani işitme kaybının tedavisi birden çok ilacın birlikte uygulanmasını ve hastanın mümkünse izole edilerek ve yakından takip edilerek tedavisini gerektirir. Bu nedenle başvurduğunuz merkezin tedavi protokolüne göre değişmekle birlikte hastaneye belirli bir süre yatışı gerekebilir. Ancak hastaneye yatırmadan ani işitme kaybı tedavisi de veren uzmanlar ve klinikler vardır.
Ancak tedavide ana ilaç olan steroidlerin her hastada kullanımı mümkün olmayabilir. Bu durumlarda ve hastanın tedaviye yanıt vermediği durumlarda kulak zarından orta kulağa kortizon (dexametazon) enjeksiyonu hastalara önerilebilir.

Alerjik Rinit

Alerjik rinitin diğer adı saman nezlesidir. Alerjik rinit, alerjiye neden olan toz, polen vb. havada dolaşan maddelerin burun ve sinüs içini döşeyen yapılar ile teması sonucu gelişen normal dışı reaksiyondur. Alerjik rinit genetik olarak geçiş gösterebilir. Her iki ebeveynin alerjik olması durumunda çocuklarında alerji yaklaşık %50 oranında ortaya çıkar. Doğumdan hemen sonra hastalık ortaya çıkmaz. Genellikle 2 yaş ve üzerinde şikâyetler başlar. Alerji, ilkbahar ve sonbaharlar gibi belli dönemler oluşabileceği gibi bazen de yılın tüm aylarında oluşabilir. Örneğin; toz alerjileri yılın bütün dönemlerinde, polen alerjileri ise sıklıkla bahar aylarında görülmektedir.

Havada dolaşan, küçük ve hafif olan hayvan ve bitki proteinleri göz, burun ve boğaz yüzeyine yapışır ve alerjik reaksiyon başlar. Polenler, mantarlar, hayvan tüyleri ve ev tozu bu parçacıkların en sık rastlananlarındandır.  Hastalarda, burun akıntısı, burun kaşıntısı, burun tıkanıklığı, hapşırma, boğaz kaşıntısı ve gözlerde sulanma gibi şikâyetler oluşur. Bu hastalıkta oluşan alerjinin şiddeti kişiden kişiye değişmektedir. Hastaların bir kısmı bu alerjiyi hafif atlatırken diğer bir kısmında ise okul ve iş yaşamlarını etkileyen ve hayat kalitesini bozacak kadar şiddetli olabilmektedir. Alerjik rinitli hastalar burun, orta kulak ve boğaz iltihaplarını daha sık geçirmeye meyillidirler. Alerjik rinit ile uyumlu şikâyetleri olan hastalara kulak, burun, boğaz ve baş boyun muayenesi yapılmalıdır. Herhangi bir enfeksiyonun ya da yapısal bir bozukluğun bu şikâyetlere yol açıp açmadığı saptanmalıdır.

Alerijik rinit tanısı nasıl konur?
Tanıyı koymada alerjik deri testleri ve kan tahlilleri yardımcı olmaktadır. Deri testi, Prick testi olarak adlandırılır. Bu testte çeşitli bitkiler, ağaçlar, küf, mantar, toz gibi allerjenlerin ekstreleri cilt altına verilerek, alerijik reaksiyonun derecesi ölçülür. Kan testlerinde ise total ve özel immunglobulinlere bakılır. Immunglobulin E, alerijik kişilerin kanında artan bir moleküldür ve kan değeri normal sınırlardan yüksek olan kişilerin alerjik oldukları ya da alerjiye yatkın oldukları sonucu çıkar.

Alerjik rinit tedavisi nedir?
Tedavide birinci basamak hastanın bu alerjenlerden uzak durması ve korunma önlemleridir. Bu önlemler,

  • Tozlu ve dumanlı ortamlarda bulunmamak
  •  Isı ve nemin ayarlanması
  • Polenlerin yoğun olduğu mevsimlerde mümkün olduğunca içeride olmak ve kapı pencerelerin kapalı tutulması
  • Ev içinde mümkün olduğunca halı, kilim battaniye yerine deri, vinlex ve plastik eşyalar kullanılması
  • Evde bitki ve ev hayvan bulundurulmaması
  • Özel hazırlanmış nevresim ve çarşaflar kullanılması ve tüylü oyuncaklardan uzak durulmasıdır.

Korunma önlemlerinin yetersiz kaldığı zamanlarda, kullanılan başlıca ilaç grupları; Antihistaminikler (alerjik reaksiyonları baskılar), dekonjestanlar ve kortizonlu burun spreyleridir. Alerjik rinit konusundaki aşı tedavileri son yıllarda ilerleme kaydetmiş, korunma ve ilaç tedavisinden fayda görmeyen hastalara uygulanabilmektedir.

TİNNİTUS(KULAK ÇINLAMASI)

Tinnitus ortamda herhangi bir ses yokken hasta tarafından bir kulakta veya bazen her iki kulakta duyulan, monoton (tekdüze) sese verilen addır. Ses kalın, pes bir ses (rüzgar sesi, uğultu) olabileceği gibi ince, tiz (zil sesi, çınlama) de olabilir. Zaman zaman ortaya çıkıp çok kısa süren çınlamalar hepimizde olabilir, ancak sesiz ortamlarda daha da belirgin olmak üzere sürekli işitilen tinnitus hastanın yaşamını çok güçleştirebilir.

Genellikle kişinin  kendisinin duyduğu bir sestir ancak nadir durumlarda dinleyen kişi de bir çeşit ses duyabilir. Bu tip tinnituslara objektif tinnitus denilir. Çoğunlukla ya bir damar anormalliğinden dolayı veya kasların kasılması sonucu orta kulakta meydana gelen seslerden ötürü gelişir.

TİNNİTUSUN NEDENLERİ

Sesin sadece hasta tarafından duyulduğu subjektif tinnitusun birçok nedeni vardır. Bazen çınlama çözümü oldukça kolay (örneğin tıkayıcı bir kulak kiri) sorunlara bağlıdır. Bunun yanında yaşlılığa veya başka nedenlere bağlı işitme kaybı, enfeksiyon, kulak zarında delinme, orta kulakta sıvı birikmesi ve orta kulakta ki kemikçiklerin eklem yerlerinin sertleşmesi (otoskleroz, timpanoskleroz hastalıkları) gibi daha önemli nedenler de olabilir. Tinnitus baş ve boyun bölgesindeki damar balonlaşmaları (anevrizma) veya işitme ve denge sinirinden kaynaklanan bir tümörden (akustik nörinom) dolayı da olabilir. Bu problemlerde işitme kaybı da bulunabilir. Alerji, yüksek veya düşük tansiyon, bazı tümörler, şeker hastalığı, tiroid problemleri, baş ve boyun bölgesine gelen darbeler ve bazı ilaçlar (kimi romatizma ilaçlan, antibiyotikler, sakinleştirici ilaçlar ve aspirin) tinnitusa neden olabilir. Her bir durum için tedavi farklıdır. Bu nedenle konusunda uzmanlaşmış bir doktora muayene olmak ve kulak çınlamasının gerçek nedenini bulmak, doğru tedavi için önemlidir.

 

Tinnitus çoğunlukla iç kulağın salyangoz kısmında, mikroskopla görülebilecek kadar küçük olan tüylü hücrelerde meydana gelen hasarlardan ötürü gelişir. Bu tüylü hücrelerin sağlıklı olması doğru ve kesin duymayı sağlar ve bunlarda meydana gelecek bir hasar işitme kaybı ve tinnitusa yol açar. İlerlemiş yaşla birlikte bu hücrelerde bazı değişiklikler meydana gelir bu da beraberinde işitme kaybı ve tinnitusu getirir. Günümüz dünyasında yüksek ses tinnitusun muhtemelen en sık rastlanan nedenidir ve işitme kaybına da yol açar. Ne yazık ki birçok insan endüstriyel gürültünün, yangın alarmlarının, yüksek sesle müzik dinlemenin ve diğer gürültülerin ne kadar zararlı olduğundan habersizdir ya da bunu umursamamaktadır. Stereo kulaklıklarla yüksek müzik dinlemek riski daha da arttırmaktadır.

TİNNİTUSTAN KORUNMA YÖNTEMLERİ

 

Aşağıda yapmanız ve yapmamanız önerilen şeyler tinnitusunuzun azalmasına yardımcı olacaktır. Herşeyden önce işitme sisteminin vücudun en hassas ve kırılgan sistemi olduğu hatırlanmalıdır. Bu nedenle aşağıdakileri yapmanız önerilmektedir.

 

  1. Yüksek sesli müziğe maruz kalmaktan korunun
  2. Kan basıncını sürekli kontrol ettiriniz. Kontrol altında olması için doktorunuza başvurun.
  3. Tuz alımını kısıtlayın (fazla tuz dolaşım sisteminizi bozacaktır.) Tuzlu yiyeceklerden uzak durun ve yemeğinize tuz eklemeyin.
  4. Sinir sistemine uyarıcı etkisi olan kahve, kola ve sigaradan uzak durun.
  5. Günlük egzersizler yaparak kan akımınızı düzenleyin.
  6. Yeterince dinlenin ve çok yorulmaktan sakının.
  7. Sesten endişelenmeyin. Kulak çınlamanız sizin sağır olmanıza ve aklınızı kaybetmenize neden olmaz. Bu sesleri rahatsız edici ama önemsiz bir gerçek olarak kabul edin ve olabildiğince yok saymayı öğrenin. Bu çeşit kontrol ya kişinin kendini telkiniyle yada maskeleme yöntemiyle başarılabilir.
  8. Stresinizi kontrol edin sinirliliğinizi ve gerginliğinizi en aza indirin.

Tinnitusun Tedavisi Nedir?

Vakaların çoğunda özel bir tedavi yoktur. Eğer temelde yatan işitme kaybı düzeltilebilirse kulağınızdaki çınlamalar da ortadan kalkabilir. Çınlamanın nedenini bulabilmek için bazı röntgen filmleri ve denge testlerine ihtiyaç duyulabilir. Bunlara rağmen tinnitusun gerçek nedeni kimi zaman bulunamaz. Neden ortaya konulmamış olmasına rağmen bazı durumlarda ilaçlar yardımcı olmaktadır. Tinnitus tedavisi için kullanılan birçok ilaç vardır. Genellikle hastaya bu ilaçlardan bir veya birkaçı önerilir ve sonuç alınıp alınmadığı sorulur.

Son zamanlarda bu konu ile ilgili organik vitaminlerden bir kombin kullanmaktayız . Yaklaşık üç aylık tedavide çalışma grubumuzdaki hastalarımızın % 60 kadarı fayda gördüğünü söylemekte ve destek tedavisine devam etmektedirler

MASKELEME NEDİR? TİNNİTUS MASKELEMESİ NEDİR?

Tinnitus özellikle çevre sessiz olduğu zaman, gece yatarken, daha rahatsız edicidir. Tinnitusu baskılayacak bir ses, bir saatin tıklaması veya bir radyo, rahatsızlığı azaltacaktır. Bazı doktorlar alçak sesle FM kanallarını dinlemeyi önermektedir. Birçok hasta iki istasyon arasında ayarlanmamış radyonun çıkardığı sesi alçak sesle dinlemekten fayda bulduklarını ifade etmiştir. Beyaz ses olarak bilinen bu monoton ses çok rahatlatıcı olabilir. Bazı hastalar benzeri bir ses üreten elektronik aletler kullanmaktadır. Tinnitus maskeleyici, işitme cihazına benzer şekilde yapılan veya cihazının içine eklenen küçük bir elektronik parçadır. Sürekli ama rahatsız etmeyecek bir ses üreterek kişinin kulak çınlamasını unutmasını sağlar.

İŞİTME CİHAZLARI ÇINLAMANIN AZALMASINI SAĞLAR MI?

İşitme bozukluğu kişilerin bazılarında çınlamanın kullandıkları cihazlar tarafından azaltıldığı veya yok edildiği söylenmektedir. Ancak işitme cihazı sadece tinnitusu önlemek için kullanılacaksa özenli bir çalışma yapılmalıdır. Genellikle işitme cihazı çıkartılınca çınlama ilk durumuna geri döner.

 

Bademcik ameliyatı kabusunuz olmasın!

Bademcik ameliyatı teknik olarak basit gibi gözüken, fakat büyük ameliyat ciddiyetiyle hazırlık yapılması gereken bir cerrahi müdahaledir. Bademcik ameliyatının en önemli riski ise kanamadır. Çevre dokuları zedelenmeksizin kısa sürede yapılan “Thermal welding” yöntemi yani ısıyla yapılan bademcik ameliyatlarında hiç kanama olmuyor, ameliyat sonrası ağrı ise çok az görülüyor.

Bu nedenle artık bu yöntemi tercih ediyorum .

Artık bademcik ameliyatlarında uygulanan Termal Welding adlı yöntemle hem ameliyat süresi kısalıyor hem de hasta ve doktor açısından daha konforlu bir operasyon gerçekleşiyor.

Klasik bademcik ameliyatı genel anestezi altında, bademciklerin, kapsülüyle birlikte disseksiyon yöntemi ile çıkarılması şeklindedir. Bademcikler kan dolaşımı fazla olan dokulardır. Bu yüzden klasik yöntemlerle yapılan ameliyatlarda  ameliyat sırasında ve sonrasında kanama,bu yöntemde dikiş yada koter kullanılmasına bağlı iyileşmede ve günlük hayata dönmede gecikme gibi bazı problemlerle karşılaşılabilmektedir.Günümüzde her alanda olduğu gibi sağlık alanında da çıkabilecek sorunları en aza indirgeme ve ,hasta konforunu artırmaya yönelik teknolojık aletler geliştirilmektedir ve bademcik ameliyatlarında kullanılan   thermal welding de   bu yöntemlerden en güncel olanıdır.

Thermal welding,proteinlerin denatüre olmasıyla doku kaynaşması yaparak operasyon anında hem dokuyu yatağından çıkaran hemde kanamayı durduran ve bu işlemleri yaparken dokuya zarar vermeyen   bir yöntemdir Operasyon anında tek bir aletle çalışılır ve dikişsiz bir tekniktir ve genellikle koter kullanılmasına da gerek olmaz..Tüm bu nedenlerle ameliyat süresi oldukça kısadır,ameliyat anında kanama çok azdır ve sonrasında da dokuya zarar verilmeden ameliyat gerçekleştirildiği için diğer yöntemlere göre iyileşme çok daha hızlıdır  ve dolayısıyla  ağrı da  çok daha az olmaktadır.

Bu yöntem ameliyat esnasında kanamayı azalttığı için, ameliyat süresi   ve anestezi süresini önemli ölçüde kısaltmaktadır.. Thermal vvelding, ameliyat esnasında önemli ölçüde rahatlık sağlarken ameliyat sonrası dönemde kanama riskini de azaltarak ikinci bir uygulamayı ve bunun getirdiği zorlukları azaltmaktadır.

Sonuç olarak  thermal welding yöntemi, ameliyat sonrası dönemde hastanın toleransını artırırken önemli derecede konfor sağlar. Thermal welding; etkin, kolay ve tolere edilebilir  bir tonsillektomi tekniğidir.

 

KBB Uzmanından Cevap: Neden Yüz Plastik Cerrahisi Ameliyatlarını Yapıyorum?     Medimagazin’de 14 Aralık’ta yayınlanan “Plastik Cerrahlardan Estetisyen, Diş Hekimleri ve KBB Uzmanlarına Uyarı” başlıklı haberde, Prof. Dr. Figen Özgür ve Prof. Dr. Sühan Ayhan tarafından  söylendiği belirtilen aşağıdaki ifadeleri şaşkınlıkla okudum: “Bazı kulak burun boğaz (KBB) uzmanlarının, yüz plastik cerrahı adı altında burun estetiği dışında […]

  • evli ve yetişkin 2 çocuk sahibiyim 

Alıntıdır ;

sağlıktasağlıkta dönüşüm

 

Doktor Ziya Kırkalı.
Hacettepe Tıp mezunu.
İskoçya Glascow, İngiltere Cambridge Üniversitelerinde öğretim üyeliği yaptı.
İzmir’e döndü… 1994’de profesör oldu.
Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi’nde üroloji kliniğini kurdu.
Bağırsaktan mesane yaptı, tarihe geçti.

*

Böbrek kanseri tedavisinde yöntem geliştirdi.
Avrupa Kanser Araştırmaları Kurumu’na 6 yıl başkanlık yaptı.
Dünya Onkolojik Araştırma Derneği başkanlığına seçildi.
Avrupa Üroloji ve Onkoloji (kanser) okulunda dersler veriyor.
Birçok uluslararası ödül kazandı.
Amerika’da hiç eğitim almadı. Amerika Üroloji Derneği komitesine başkan ilan edildi.

*

Yine bir gün…
Cep telefonundan aradılar.
Amerikan Ulusal Sağlık Araştırmaları Enstitüsü’ne davet ettiler.
Birlikte çalışmak istediklerini, isteğin Beyaz Saray’ ın (ABD Başkanı Barac Obama’nın isteği) olduğunu bildirdiler.
Washington’da 20 ayrı mülakattan geçirdiler.
Sonuçta…
54 yaşındaki Kırkalı, Amerika’nın en iyi 10 doktorunu geride bıraktı ve seçildi.

*

ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü, dünyanın en büyük bilimsel topluluğu olarak biliniyor.
Prof. Kırkalı, burada bilimsel danışman olarak görev yapacak.
Bölümü için ayrılan 1 milyar doları yönetecek.
Obama dâhil, en üst düzeydekilerin doktorluğunu yapacak.
Her türlü bireysel refahı sağlanacak.
ABD’li senatörden fazla maaş alacak.

*

İzmir sevdalısı Kırkalı Hoca ayrılırken…
“ Hayatım boyunca üroloji kanseriyle uğraştım. Tüm dünyaya ameliyat öğretiyorum. 40 ülkenin misafir profesörüyüm. Bu kararıma, sağlık alanında yaşananlar etkili oldu. Ülkemde doktorlara ‘para taciri’ olarak bakılıyor. Dayak yiyor, tartaklanıyor, taciz ediliyor… Hastanede yapamadıklarım için muayene açtım, dünyanın dört bir yanından hasta geldi. Buna karşı geldiler. Potansiyelim minicik oldu. Üniversitede ‘emekli oldu, çalışmıyor’ dedikodusu çıkarıldı… Demek ki ülkem, üniversitem benden faydalanmaya gerek görmedi. Gün gelir çağırılırsam; o gün koşa koşa Türkiye’me dönerim”

Dedi ve gitti.

*

Sevinir misin?
Üzülür müsün?
Türkiye adına…
Gururu dünyaya bedel.
Sözleri kanserden beter!