Septoplasti ( Kıkırdak Eğriliği Ameliyatı ) Nedir?

Septum Nedir?

Septum burunun iç kısmında, burunu orta hatta iki bölmeye ayıran anatomik yapıdır. Septum kısmen kemik daha büyük oranda ise kıkırdak yapıdadır. Normal koşullarda burnu iki eşit bölmeye ayırması ve böylece her iki burun deliğinden eşit nefes alınabilmesi gereklidir. Ancak insanların neredeyse %70-80’ inde doğuştan yapısal olarak var olan yâ da zaman içerisinde geçirdiği travmaların sonucu ile gelişen septumda eğrilme (deviasyon) mevcuttur ve bu hastalara ‘septum deviasyonu’ tanısı konulur. İşte bu eğriliklerin düzeltilmesi için yapılan operasyona ‘septoplasti’  operasyonu denir.

Her burun eğriliği ameliyat edilmez. Burun eğriliğine burun tıkanıklığı, burundan nefes almada zorluk, horlama, tekrarlayan burun kanamaları, sık sinüzit enfeksiyonları, sürekli geniz akınıtısı veya kronik baş ağrısı gibi semptomların eşlik etmesi durumlarında septoplasti ameliyatı gerekmektedir.

Burunun içerisinde septumdan başka nefes almamızı kolaylaştıran ve burunun nemlendirilmesinden sorumlu ‘konka’ adlı anatomik yapılar da mevcuttur. Bazen yapısal olarak bazen de allerjik nedenlere bağlı bu yapılarda büyüme, şişme gerçekleşebilir. Bu durum nefes almayı daha çok zorlaştırır. Sıklıkla septoplasti operasyonlarında ek olarak konkalara da müdahale edilerek daha başarılı sonuçlar elde edilir.

Bizi en çok endişelendiren sorunlar: Yüzüm şişecek mi? Gözümün etrafı moraracak mı? Dışarıdan bir kesi izi olacak mı?

Basit septoplasti operasyonlarında bu saydıklarımızdan hiçbirisi başınıza gelmeyecektir. Burunun içinden yapılacak basit bir kesi ile burunu örten mukoza denilen yapıların altında septumun kendisine ulaşılacak, belirlenen eğrilikler düzeltilecek, lüzum halinde var olan kemik çıkıntılar törpülenecek veya çıkarılacaktır. Burunun dış çatısıyla ilgili bir müdahale yapılmayacağından bu bölge ile ilgili şişme ya da morarama şikâyetleriniz olmayacaktır ki bu bahsi geçen durum, burunun estetik olarak düzeltilmesi anlamına gelen ‘Rinoplasti’ operasyonunda olmaktadır. Nadiren özellikle burunun en ön tarafında izlenen çok ileri deviasyonlarda burunun alt ucundan, dışarıdan çok da fark edilmeyecek şekilde kesilerle burun ucuna müdahale gerekebilir ki bu tekniğe ‘açık teknik septoplasti’ denir. Bu durumda hekiminiz size bunun gerekli olup olmayacağını ameliyattan önce mutlaka anlatacaktır.

Ameliyattan önce dikkat etmem gerekenler nelerdir?

Bu ameliyat lokal (bölgesel-sadece burun bölgesi uyuşturularak ) anestezi ile yapılabeceği gibi; genel anestezi ile de yapılabilmektedir.(tamamen uyutularak). Genel anestezi ile yapılacak olan ameliyatlarda ameliyat saatinden en az 6 saat öncesine kadar ağızdan yemek veya su alımı durdurulmalıdır.  Sürekli kullanılan herhangi bir ilaç var (Kan sulandırıcı ilaçlar, tansiyon veya şeker ilaçları gibi) ise mutlaka hekiminizi bilgilendirmeniz gereklidir. Herhangi bir gıda takviyesi, vitamin veya bitkisel içerikli çaylar dahi ameliyattan 1 hafta önce kesilmelidir.

Ameliyattan sonra burunda tamponlar olacak mı?

Septoplasti operasyonlarından sonra hekimler 1 ya da en fazla 2 gün süreli durmak üzere burun tamponu koymayı tercih edebilirler. Ancak günümüzde bu tamponlar yumuşak ve kolay çıkabilir özelliklerde yapılmaktadır. Hatta sıklıkla plastik, kendinden burundan nefes alıp vermeye izin verecek delikleri olan yada kendiliğinden eriyebilen yeni nesil tamponlar kullanılmaktadır. Yine bazı vakalarda hastalara burun içine atılan ve kendiliğinden eriyen dikişler atılarak hiç tampon konulmadan da operasyon sonlandırılabilmektedir.
Ameliyattan sonra alınması gereken herhangi bir dikiş olmayacaktır, tüm dikişler burunun içerisinden atılacak ve kendiliğinden eriyebilen türden olacaktır.

Ameliyattan sonra beni neler bekliyor?

  • Genel anesteziden sonra ortalama 4-6 saat kadar ağızdan beslenmeye başlanmaz.
  • Ameliyattan sonra burnunuzda bir tampon olursa bir süre ağızdan nefes almanız gerekebilir. Burun deliklerinden ya da genizden ağız içine ara ara kan sızıntıları olması normaldir. Çok şiddetli olamamakla birlikte az miktarda ağrınız olabilir bu durumda doktorunuzun önerdiği ağrı kesicileri kullanabilirsiniz. Bazen ön üst diş ve damakta his kaybı yaşanabilir ancak zamanla normale dönecektir.
  • Anesteziden sonraki ilk gün ılık ve sıvı gıdalarla beslenme önerilir ancak sonraki dönemde sıklıkla herhangi bir yemek kısıtlaması yapılmamaktadır.
  • Doktorunuzun tercihine göre antibiyotik kullanmanız gerekebilir.
  • İyileşme sürecinde yüksek yastıkla ve sırt üstü uyunması önerilir.
  • Sızıntılara ve operasyona bağlı burun içinde kabuklanmalar olabilir. Doktorunuz bunun için size burun yıkama solüsyonları (serum fizyolojikler veya okyanus suları ile) önerecektir. Lütfen elinizle bunları temizlemeye çalışmayın bir enfeksiyona neden olabilirsiniz. Bu süreçte mümkünse çok kuru ortamlarda kalmamanız, mümkün ise odanızı soğuk buhar cihazları ile nemlendirmeniz önerilir.
  • Yine operasyona bağlı ilk birkaç gün burun içinde ödemlenmeye bağlı tıkanıklık gelişebilir. Burun yıkaması ve doktorunuz gerekli görürse önereceği burun spreyleri ile bu sorun aşılacaktır.
  • Yaklaşık 1 hafta 10 gün süre ile sümkürmemeniz gereklidir; bu durum istenmeyen kanamalara neden olabilir. Hapşırmanız gerektiğinde ise ağzınızı açık tutmanız burun içinde aşırı basınç oluşumunu engelleyecektir ve kanam riski önlenecektir. Hapşırığınız sürekli ise sizi rahatlatmak için allerji ilaçları önerilebilir. Buruna gelebilecek travmalardan korunmanız gereklidir. İlk 4 hafta yoğun ve ağır egzersizlerden kaçınmak gerekmektedir.
  • Banyo yapılmasında sakınca yoktur ama mutlaka ılık banyo yapılmalıdır, sıcak banyo burundan kanamalara neden olabilir.
  • Gözlük kullanmanızda herhangi bir sakınca yoktur.

Ses sağlığımız için neler yapabiliriz?

Ses sağlınıza dikkat etmek için almanız gereken genel önlemler şu şekilde sıralanabilir:

  • Asla sigara içmeyin, sigara dumanını dahi solumayın. Sese bir düşman arıyorsanız bu sigaradır.
  • Günde 2,5 – 3 litre kadar su için.
  • Solunum yollarınızı, boğazınızı nemli tutabilmek için, sadece su ile, su buharı tedavisi uygulayın. Bunun için buhar makinesi kullanabilirsiniz.
  • Boğazınızı temizleme hareketinden kaçının, bunun yerine boğaz temizleme ihtiyacınızı birkaç yudum su içerek ve /hmmm/ sesiyle mırıldanarak giderin. Sıkça yapılan boğaz temizleme hareketi ve öksürükler ses tellerinizi tahriş ederek yıpratır ve sesinize zarar verebilir.
  • Uykunuzu almaya özen gösterin. Düzenli uyku uyumamak, uykusuz kalmak seste yorgunluğa ve ödeme sebep vererek ses kısıklığına yol açar. Uykusuz kalacak olursanız,  ertesi gün sesinizi fazla kullanmamaya çalışın.
  • Nefesinizden bolca ve yeteri kadar destek alarak konuşmaya gayret edin. Sesinize güç veren nefesinizdir!
  • Çok uzun cümleler kurmayın. Uzun cümleler, nefes desteğinizin sonuna geldiğiniz sırada tükenmek üzere olan yetersiz nefesle konuşma gerektirir bu da sesi yorar. Bunun yerine kısa cümleler kurun ve cümleler arasında derin nefes alarak nefes desteğinizi en etkili şekilde kullanın.
  • Kafein (kahve, çayi, yeşil çay) tüketimini 2-3 fincanla kısıtlayın, alkol ve süt tüketiminden mümkün olduğunca uzak durun. Bu besinler ses tellerinizin kuruyarak hasar görmelerine ve mukus/sekresyon artışına sebep olur.
  • Mentollü ve okaliptüslü nefes açıcılar, şekerler ve pastiller ses tellerinizin kurumasına yol açar. Doktor tarafından tavsiye edilmediği sürece bunları tüketmeyin!
  • Gürültülü ortamlarda dikkatli davranın. Gürültüyü bastırmak ve duyulabilmek için sesinizi yükseltmeniz ses tellerinizde gerilmeye, yıpranmaya ve hasara sebep olabilir.
  • Uzağa seslenmeyin.
  • Telefonda konuştuğunuz sırada, baş ve boyun pozisyonunuza, sesinizin yükseklik derecesine çok dikkat edin. Yüksek sesle uzun süreler telefonda konuşmak, baş ve boyun pozisyonundaki gerginlik/bozukluk, ses telleriniz üzerinde dengesiz bir baskıya ve gerilime sebep olur.
  • Eğer konuşmak sizin için özel çaba gerektiren bir aktivite olmaya başladıysa, sesinizi kullandıktan sonra boğazınızda rahatsızlık ya da ağrı hissediyorsanız, sesinizde yorulma ya da kırılmalar oluyorsa en kısa zamanda bir KBB uzmanına başvurun.

Ses hastalıklarında larengofarengeal reflü önemli rol oynamaktadır. Bu nedenle reflüyü azaltıcı genel önlemler konusunda da bilgi sahibi olunması önemlidir.  Larengofarengeal reflüden korunmak için alınabilecek basit önlemler şu şekildedir.

  • Asla sigara içmeyin.
  • Yağlı, kızarmış, çiğ, baharatlı, kakao ve çikolatalı besinlerden uzak durun.
  • Alkollü, gazlı ve kafeinli içecekleri, sütü çok az tüketin.
  • Gece yatmadan en az 2-3 saat önce son yediğinizi yemiş ve bitirmiş olun.
  • Sık sık (2 saatte bir), azar azar ve hazmı kolay yiyeceklerle beslenin. Mideniz boş kalmasın, boş kalan mide fazlasıyla asit salgılar.
  • Gece yatarken yatağınızın baş kısmını, vücudun belden yukarısı yerden 15-20 derece yukarıda kalacak şekilde yükseltin.
  • Kilonuza özen gösterin.
  • Mide ve karın bölgenizi sıkan, baskı uygulayan kıyafetler giymemeye çalışın.
  • Doktorunuzun verdiği ilaç tedavisi sona erince mutlaka kontrole gidin ve ilaca devam etmeniz gerekip gerekmediğini öğrenin. Doktorunuz “bırak” demedikçe ilaç tedavisini asla bırakmayın!

deli saçması bir olay.
bu tarz haberlere “ohhh olsun, doktorların da biraz burnu sürtülsün” diye tepki veren adamların fındık kadar aklı yok. siz bunlara ehe mehe diye sevinirken sağlıkta dönüşüm projesi adı altında ne kazıklar yediğinizin farkında bile değilsiniz…

yaşananları madde madde sayıyorum;

1) randevu sistemi geldi, hastane kuyrukları bitecek dediler, heyoooo dediniz…

şimdi sistem 3 dakikada bir poliklinik randevusu veriyor, siz daha şikayetlerinizi sayamadan doktor reçetenizi yazmış oluyor…

2) sevk almak kaldırıldı, isteyen istediği hastaneye gidecek dediler, olleeey çektiniz…

şimdi üniversite hastanelerinde ancak aylar sonrasına randevu alabiliyorsunuz…

3) mecburi hizmet yasası çıktı, her ilçeye, herkesin ayağına “uzman” doktor göndereceğiz dediler, gitsinler tabi ne ayrıcalıkları var dediniz…

ayağınıza kadar gelen o “uzman” doktorlar, hiçbir imkanı olmayan o ilçe hastanelerinde 2 senede paslanıp “il merkezine sevk uzmanı” oldu çıktı, mecburi hizmeti biter bitmez de çekti gitti…

4) doğu’ya da “uzman” göndereceğiz dediler, açılım dediler, analar ağlamasın dediler, megri megri dediniz…

doğma büyüme oralı doktorlar bile terörden kaçıp giderken, tek kelime kürtçe bilmediği halde şırnak’a atanan doktorlar ile anlaşamadınız, sadece karşılıklı bakıştınız…

gene ağlayan doktorun anası oldu…

5) tam gün yasası geldi, muayenehaneler kapanacak dediler, ohh olsun doktorlara, muayenehane çilesi bitti dediniz…

üniversitelerde bir tane hoca kalmadı, hepsi özele geçti, artık muayenehaneye değil, direkt olarak özel hastanelere gidiyorsunuz, paranız yoksa da üniversite hastanesinde başıboş kalmış asistan doktorlara ameliyat oluyorsunuz…

6) doktor sayısının artması lazım dediler, her yere tıp fakültesi açtılar, eski fakültelerin kontenjanlarını iki üç katına çıkardılar, bizim köye de tıp fakültesi isteriz dediniz…

çok değil 5 sene sonra, bir yakınınız kalp krizi geçirdiğinde hoca görmeden, hasta görmeden, kadavra görmeden tıp fakültesinden mezun olan çoluk çocuğun eline kalacaksınız, haberiniz yok…

7) artık hasta hakları var, canınızı sıkan doktoru şikayet edin dediler, şimdi yandın proseför yaktım çıranı dediniz…

doktorlar sizinle muhattap olmaz, ilacınızı kullanmayınca size kızmaz oldular, sizin sağlığınızı sizden çok umursamayı ise zaten çoktan bıraktılar, farkında bile değilsiniz…

8) malpraktis yasası çıktı, ameliyat iyi geçmezse hemen dava aç, çatır çatır tazminat alırsın dediler, parayı duyunca ağzınız sulandı, hemen mahkemeye koşup hacı dedenizin mezarını bile açtırdınız

defansif tıp yükselişe geçti, devlet hastanelerinde cerrahlar üç kuruş döner sermaye aldıkları ortamda yüz binlerce liralık tazminat davalarını göze alamaz oldular, çok riskli vakaları ameliyat etmemeye başladılar. zor bir ameliyat olacaksanız da size mecburen yine özel hastane yolları gözüktü…

9) genel sağlık sigortası geldi, sağlık güvencesi olmayan kimse kalmayacak dediler, yess be dediniz…

şimdi size her ay 300 lira prim borcu çıkarıyorlar…

yetmiyor bir de eczanede muayene parası, reçete parası, sorma ver parası derken elli kalem para alıyorlar…

10) daha bunlarla ilgili hiç abartısız 50 madde yazabilirim ama hadi sadede geleyim, şu son olayda bakıyorum gene oh olsun doktorlara moduna geçmişsiniz…

canım benim, minnoşum, tottişim, a benim sivri zekalım, sen sanıyor musun ki üniversite sınavında ilk bine giren adamlar 13-14 yıl tıp eğitiminin üzerine enayi mi ki 2 yıl pratisyenlik, 2 yıl uzmanlık, 2 yıl yan dal derken 6 sene mecburi hizmet yapsın?..

hem de bunu, sizin 6 gün bile dayanamayacağınız her gün çatışmaların olduğu, mayınların patladığı, mermilerin-roketlerin havada uçuştuğu yerlerde kendisinin ve ailesinin hayatını tehlikeye atarak yapsın?..

biraz kafası çalışanlar bütün bunları yapana kadar 6 ayda bir yabancı dil öğrenir, basar gider yurtdışına…

gitmek istemeyenler de uzmanlık ve yan dal ile hiç uğraşmaz, pratisyen olarak kalır, “önce dahiliye sonra da onun üzerine onkoloji uzmanı olacağım diye debelenip bütün gençliğimi mecburi hizmet yaparak mı geçireyim?” der…

ve siz yine üniversitelerden istifa eden hocalardan boşalan kadrolara apar topar yerleştirilmiş kerameti kendinden menkul badem bıyıklı “hocalara” kalırsınız…

bir şey söylersiniz, okut geçer derler, apışıp kalırsınız…

şaşırmayın, bunlara siz prim verdiniz…

o yüzden öncelikle bir kendinize çeki düzen verin, doktorlar bir tarafta hastalar karşı tarafta gibi düşünmeye bir son verin.

kendinize sadece şu soruyu sorun;

özel hastane sahibi sağlık bakanı mı benim tarafımdadır yoksa devlet hastanesinde nöbet sonrası akşam mesai bitimine kadar çalışmaya devam eden doktor mu?..

doktorlar sizin düşmanınız değil, hatta doktorlara gol atıldı diye sevindiğiniz her durum döner mutlaka bir taraftan size de dokunur…

doktorun huzursuz ve mutsuz olduğu yerde, hastanın huzurlu, mutlu ve sağlıklı olmasına imkan yok…

bunu bilin, buna göre davranın…

Albert Einstein’in Kızına Mektubu
1980’lerin sonunda ünlü dahinin kızı Lieserl Albert Einstein tarafından yazılan 1400 mektubu Hebrew Üniversitesine bağışladı, içeriklerini onun ölümünden yirmi yıl sonrasına kadar yayınlamamalarını istedi. Bu mektup onlardan biri, Lieserl Einstein’a yazılmış.

“Görelilik teorisini önerdiğim zaman, beni çok az insan anladı ve insanlığa aktarılmak için şimdi bildireceğim şey de dünyada yanlış anlama ve önyargı ile karşılaşacak.

Gerekli olduğu sürece mektupları korumanı istiyorum, yıllar, on yıllar boyu, toplum aşağıda açıklayacağım şeyi kabul etmek için yeterince ilerleyinceye kadar.
albert
Son derece güçlü bir kuvvet var ki, şimdiye kadar bilim bunun için resmi bir açıklama bulmadı. Bu, tüm diğerlerini dahil eden ve yöneten bir kuvvettir ve hatta evrende işleyen tüm fenomenlerin arkasındadır ve bizim tarafımızdan henüz tanımlanmamıştır. Bu evrensel kuvvet SEVGİdir.

Bilim insanları evrenin birleşik teorisini aradıkları zaman, en güçlü görünmeyen kuvveti unuttular. Sevgi, onu alanı ve vereni aydınlatan Işıktır. Sevgi yerçekimidir, çünkü bazı insanların diğerlerine çekildiklerini hissetmelerini sağlar. Sevgi güçtür, çünkü sahip olduğumuz en iyi şeyi çoğaltır ve insanlığın kendi kör bencilliğinde yok olmamasını sağlar. Sevgi gözler önüne serilir ve her şeyi ortaya çıkarır. Sevgi için yaşarız ve ölürüz. Sevgi Tanrıdır ve Tanrı Sevgidir.

Bu kuvvet her şeyi açıklar ve hayata anlam verir. Bu belki sevgiden korktuğumuz için, çok uzun zamandır görmezden geldiğimiz değişkendir, çünkü insanın isteğiyle harekete geçirmeyi öğrenmediği evrendeki tek enerji sevgidir. Sevgiye görünürlük sağlamak için, en ünlü denklemimde basit bir düzeltme yaptım. Eğer E = mc2 yerine, dünyayı iyileştiren enerjinin ışık hızının karesi ile çarpılan sevgi vasıtasıyla elde edilebildiğini kabul edersek, sevginin var olan en güçlü kuvvet olduğu sonucuna ulaşırız, çünkü sevginin sınırları yoktur.
İnsanlığın bize karşı dönen, evrenin diğer güçlerini kullanmaktaki ve kontrol etmekteki başarısızlığından sonra, kendimizi başka türde enerjiyle beslememiz acil bir durumdur.

Türlerimizin hayatta kalmasını istiyorsak, hayatta anlam bulacaksak, dünyayı ve dünyada yaşayan her duyarlı varlığı kurtarmak istiyorsak, sevgi sadece tek yanıttır.
Belki, gezegeni harap eden nefreti, bencilliği ve açgözlülüğü tamamıyla yok edecek kadar güçlü bir alet, sevgi bombası yapmaya hazır değiliz.

Ama, her birey kendi içinde enerjisi salıverilmeyi bekleyen küçük, ama güçlü bir sevgi üreteci taşır.

Sevgili Lieserl, bu evrensel enerjiyi almayı ve vermeyi öğrendiğimiz zaman, sevginin her şeyi fethettiğini, her şeyi aşabildiğini onaylamak zorunda olacağız, çünkü sevgi yaşamın özüdür.

Senin için tüm yaşamım boyunca kalbimde sessizce çarpan şeyi ifade edemediğim için derinden pişmanlık duyuyorum. Belki özür dilemek için çok geç, ama zaman göreli olduğundan, seni sevdiğimi söylemeliyim, nıhai yanıta ulaştığım için sana teşekkür ederim.”

Baban,
Albert Einstein

 

 

HERŞEYE ŞEYE VAKİT VARDIR AMA YAPMAYA DEĞER ŞEYLER HARİÇ.GEORGE ORWELL)

Ögrendimki .Yillar sonra ogrendim ki…

> Ogrendim ki…
> Kimseyi sizi sevmeye zorlayamazsiniz.
> Kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz,
> Gerisini karsi tarafa birakirsiniz.
>
> Ogrendim ki…
> Guveni gelistirmek yillar aliyor,
> Yikmak bir dakika.
> >
> ogrendim ki…
> Hayatinda nelere sahip oldugun degil
> Kiminle oldugun onemli.
>
> Ogrendim ki…
> Sevimlilik yaparak 15 dakika kazanmak mumkun
> Ama sonrasi icin bir seyler bilmek gerek.
>
> Ogrendim ki…
> Kendini en iyilerle kiyaslamak degil
> Kendi en iyinle kiyaslamak sonuc getirir.
>
> Ogrendim ki…
> Insanlarin basina ne geldigi degil
> O durumda ne yaptiklari onemli.
>
> Ogrendim ki…
> Ne kadar kucuk dilimlersen dilimle
> Her isin iki yuzu var.
>
> Ogrendim ki…
> Olmak istedigim insan olabilmem
> Cok vakit aliyor.
>
> Ogrendim ki…
> Karsilik vermek
> Dusunmekten cok daha basit.
>
> Ogrendim ki…
> Butun sevdiklerinle iyi ayrilman gerek
> Hangisi son gorusme olacak bilemiyorsun.
>
> Ogrendim ki…
> ‘Bittim’ dedigin andan itibaren
> Pilinin bitmesine daha cok var.
>
> Ogrendim ki…
> Sen tepkilerini kontrol edemezsen
> Tepkilerin hayatini kontrol eder.
>
> Ogrendim ki…
> Kahraman dedigimiz insanlar
> Bir sey yapilmasi gerektiginde
> Yapilmasi gerekeni
> Sartlar ne olursa olsun yapanlar.
>
> Ogrendim ki…
> Affetmeyi ogrenmek deneyerek oluyor.
>
> Ogrendim ki…
> Bazi insanlar sizi cok seviyor
> Ama bunu nasil gosterecegini bilemiyor.
>
> Ogrendim ki…
> Ne kadar ilgi ve ihtimam gosterseniz
> Bazilari hic karsilik vermiyor.
>
> Ogrendim ki…
> Para ucuz bir basari.
>
> Ogrendim ki…
> En iyi arkadasla sikici an olmaz.
>
> Ogrendim ki…
> Dustugun anda seni tekmeleyecegini dusunduklerinden
> bazilari
> Kaldirmak icin elini uzatir.
>
> Ogrendim ki…
> Iki insan ayni seye bakip
> Tamamen farkli seyler gorebilir.
>
> Ogrendim ki…
> Asik olmanin ve aski yasamanin cok cesidi vardir.
>
> Ogrendim ki…
> He sartta kendisiyle durust kalanlar
> Daha uzun yol yuruyor.’
> >
> Ogrendim ki…
> Hic tanimadigin insanlar,
> iki saat icinde,
> senin hayatini degistirir.
>
> Ogrendim ki…
> Anlatmak ve yazmak ruhu rahatlatir.
>
> Ogrendim ki…
> Duvarda asili diplomalar
> Insani insan yapmaya yetmez.
>
> Ogrendim ki…
> Ask kelimesi ne kadar cok kullanilirsa, anlam yuku o
> kadar azalir.
>
> Ogrendim ki…
> Karsindakini kirmamak ve inanclarini savunmak
> arasinda cizginin
> nereden gectigini bulmak zor.
>
> Ogrendim ki…
> Gercek arkadaslar arasina mesafe girmez.
> Gercek asklarin da!
>
> Ogrendim ki…
> Tecrubenin kac yasgunu partisi yasadiginizla ilgisi
> yok,
> Ne tur deneyimler yasadiginizla var.
>
> Ogrendim ki…
> Aile hep insanin yaninda olmuyor.
> Akrabaniz olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve guven
> ogrenebiliyorsunuz.
> Aile her zaman biyolojik degil.
>
> Ogrendim ki…
> Ne kadar yakin olursa olsunlar
> En iyi arkadaslar da ara sira uzebilir.
> Onlari affetmek gerekir.
>
> Ogrendim ki…
> Bazen baskalarini affetmek yetmiyor.
> Bazen insanin kendisini affedebilmesi gerekiyor.
>
> Ogrendim ki…
> Yureginiz ne kadar kan aglarsa aglasin
> Dunya sizin icin donmesini durdurmuyor.
>
> Ogrendim ki…
> Sartlar ve olaylar,
> Kim oldugumuzu etkilemis olabilir.
> Ama ne oldugumuzdan kendimiz sorumluyuz.
>
> Ogrendim ki…
> Iki kisi munakasa ediyorsa,
> Bu birbirlerini sevmedikleri anlamina gelmez.
> Etmemeleri de sevdikleri anlamina gelmez.
> > Ogrendim ki…
> Her problem kendi icinde bir firsat saklar.
> Ve problem, firsatin yaninda cuce kalir.
> > Ogrendim ki…
> Sevgiyi cabuk kaybediyorsun, pismanligin uzun yillar
> suruyor.

Ataol Behramoglu

Ses Bozuklukları Nelerdir?

Ses bozuklukları, organik, psikolojik, nörojenik, fonksiyonel olmak üzere dört farklı nedenden oluşmaktadır. Çıkardığımız sesin kalitesi, ses tellerinin ne kadar rahat (ya da eforla) hareket ettiğiyle yakından ilişkilidir. Ses telleri senkronize bir şekilde titreşirse, çıkan ses de kulağa hoş gelir. Ancak sert bir şekilde, zorlanarak bir araya gelirse, çıkan ses hoş olmamakla kalmaz, ses telleri kalıcı bir şekilde hasar görebilir.

On günü aşkın bir süredir soğuk algınlığı ya da alerji gibi bir sebebe bağlı olmaksızın ses kısıklığı, seste değişiklik ya da gırtlakta rahatsızlık hissi yaşamaktaysanız en kısa zamanda bir Kulak-Burun-Boğaz Hekimine başvurmalısınız. Doktorunuz, problemin çözümü için bir Dil ve Konuşma Terapistinin profesyonel yardımına ihtiyaç duyup duymayacağınızı belirleyecektir.

Nodüller ve Polipler: Nodüller ve polipler ses tellerinin orta bölümünde oluşan ve en sık görülen, iyi huylu oluşumlardır. Nodüller, ses telleri üzerinde oluşmuş nasırımsı yapılardır. Polipler, nodüllere göre içi sıvı dolu oluşumlardır. Görünmez kan damarları tarafından beslenebilir. Boğuk ses, zorlamalı ses ve çabuk yorulma hem nodülün hem de polipin tipik belirtilerdir. Hem nodül hem de polip konuşma yada şarkı söyleme sırasında oluşan ses teli travmasına bağlı olarak oluşmaktadır. Sigara ve alkol kullanımı, kafein, alerji, reflü, zararlı kimyasallara maruz kalma gibi faktörler de nodül ve polip oluşumunda etkili olmaktadır. Tedavide hijyen önerilerine ek olarak ses terapisi ilk aşamadır. Düzelmeyen vakalarda cerrahi yöntemler kullanılmaktadır.

Kistler: Ses tellerinde oluşan kistler, vücudun herhangi bir yerinde oluşan kistlerle aynıdır. İçi sıvı dolu ve deri tarafından sarmalanmış keseler halindedirler. Tek taraflı kistler ses tellerinin en fazla titreşime giren orta bölgesinde görülürler. Ses teli kistlerinin gerçek nedeni tam olarak bilinmemektedir. Tedavisi cerrahi yöntem ile olmaktadır. Cerrahhi müdahaleden sonra ise ses terapisi uygulanmaktadır.

Reinke Ödemi (Polipoid Dejenerasyon): Ses telleri boyunca görülen balon gibi şişliklerdir. Aşırı düşük perdeden (özellikle bayanlarda) konuşma belirtisidir. Sesini fazla kullanan sigara kullanan, aşırı alkol alan veya reflüsü olan kişilerde görülmektedir. Tedavi hastanın ihtiyacına ve sorunun dercesine göre yapılmaktadır. Eğer şişlik hava yolunu kapayacak düzeyde ise o zaman cerrahi müdahale gerekmektedir. Eğer şişlik hafifse o zaman ilk önce ses terapisi tercih edilmektedir.

Kas Gerilim Disfonisi: Bir yada birkaç kasın fazla kullanılması sonucu seste yorgunluk ve rahatsızlık hissedilmesidir. Tek başına ortaya çıksa da bazı durumlarda organik sorunlara eşlik edebilmektedir. Nedeni gırtlak kaslarında görülen aşırı aktivitedir. Ses terapisi tercih edilen sağaltım yöntemidir. Gırtlak masajı ve yumuşak fonasyon etkili olan yöntemlerdir.

Püberfoni (Mutasyonel Falsetto): Ergenlik döneminden sonra organik bir nedene bağlı olmaksızın ergenlik dönemine ait sesi kullanmada ısrar etme durumudur. İnce sesini kullanan erkeklerde daha çok görülmektedir. Bazen, çocuk sesi gibi sesini yüksek perdeden kullanan bayanlarda da görülmektedir. Nedeni bilinmemektedir. Tedavisi ses terapisi ile mümkündür.

Sulkus Vokalis: Ses teli dokusu boyunca görülen oluklardır. Tiz ses ve seste güçsüzlük, yorgunluk gibi bozukluklara neden olmaktadır. Sulkus bazı vakalarda, kist alındığı durumlarda görülmektedir bazen de doğuştan olabilmektedir. Ses terapisi bazı belirtilerin ortadan kalkmasına yardımcı olsa da çoğunlukla cerrahi müdahale gerekmektedir.

Granülomlar: Çoğunlukla ses tellerinin arka kısmında oluşan damarlı dokulardır. Mide asidinin gırtlağın arka bölümünü tahriş etmesi sonucu oluşmaktadır. Ayrıca düşük perdede ses üretimi, gırtlağın arka bölümünün aşırı kullanımı, tüberküloz, ya da HIV+ gibi birçok hastalıklara bağlı olarak da oluşabilmektedir. Tedavinin önemli bölümünü reflü tedavisi oluşturmaktadır. Eğer lezyon çok büyükse ve ilaç tedavisine yanıt alınamıyorsa cerrahi, ses terapisi ya da her ikisi birlikte yapılabilir.

Ses Teli Felci: Ses teli felci, ses tellerine giden bir ya da birkaç sinirin zayıf çalışması ve ses tellerinin hareket edememesi durumudur. Çok nadir olarak ses tellerinin açılmadığı görülmektedir. Bu durumda hastanın solunumu zorlaşmaktadır. Ses teli felcinin nedeni pek çok şeye bağlı olabilir. En sık rastlanılan sebep grip ya da üst solunum yolu enfeksiyonlarıdır. Diğer sebepler ise cerrahi girişimler (göğüs, boyun ya da omuz), kalp sorunları ve nadiren tümör ya da beyin hasarlarıdır. Ses tellerinin kapanma kalitesini arttırmak için ses terapisi yapılır. Yeterli olmadığı durumlarda cerrahi müdahale uygulanır.

Spazmodik Disfoni: Ses telleri konuşma sırasında düzensiz kasılarak sesin aniden kesilmesine neden olmaktadır.  SD’de ses etkilenirken, öksürme, gülme gibi vejetatif işlevler ve hatta şarkı söyleme bile normal olabilir. Sebebi tam olarak bilinmemektedir. Tedavi yöntemi az miktarda tek ya da çift ses teline ya da onlara yakın olan kaslara “botulinum toksin” (botoks) enjeksiyonu yapılmasıdır. Bu enjeksiyonlar sayesinde, tedavi edilen ses teli güçsüzleştirilmiş ve kasılmalarda azalmış olmaktadır.

Hemoraji: Ses telleri dokusunun içinde olan kanamalardır. Oluşum nedenlerinden biri aşırı yüksek ses kullanımıdır (örneğin bağırmak). Diğer sesi kötü kullanım koşulları ses tellerinde damar çatlamalarına neden olabilir. Tedavisi oluş nedenine göre değişmektedir. Eğer kanama yeni ve yaygın ise, birkaç gün ya da birkaç hafta tamamen ses istirahati ya da kanın emilmesi için ilaç tedavisi düzenlenebilmektedir. Gerekirse cerrahi müdahale gerçekleştirilmektedir.

Uyku Apnesini Ne Kadar Biliyoruz?

Bugün uykunun basit bir dinlenme olayı olmadığı, birçok önemli yaşamsal faaliyetin uyku sırasında düzenlendiği bilinmektedir. İnsan hayatının yaklaşık üçte birinin uykuda geçtiği düşünülürse, yaşamımızın uzun bir dönemini oluşturan bu sürenin de tıpkı uyanıklık dönemi gibi sağlıklı ve normal şartlar altında devam etmesi oldukça önemlidir.  Uluslararası sınıflamada da yer alan birçok uyku bozuklukları bulunmakla birlikte, uyku apnesi hem toplumsal hem de kişisel olarak ciddi sağlık problemlerine, ekonomik ve zaman kayıplarına yol açtığı görülmektedir. Bilimsel olarak uyku; vücudumuzun, organlarımızın yenilendiği safhadır ve aşağıdaki işlevlerde önemli olduğu düşünülmektedir;

  • Vücudun yenilenmesi ve çocuklarda büyüme hormonunun salgılanması
  • Metabolik enerjinin korunması, bedensel olarak dinlenme
  • Organların fizyolojik onarımı
  • Entellektüel performansın korunması, öğrenme ve hafıza
  • Sinirsel yenilenme, ruhsal dinlenme

Uykuda solunum bozukluklarının içerisinde yer alan “Uyku Apnesi” son yıllarda halk sağlığı açısından da giderek önem kazanmaktadır.

Uyku Apnesi ve Belirtileri Nedir?
Apne kelimesi Yunanca’da soluksuz kalmak anlamına gelmektedir. Uyku apnesi ise uyku esnasında tekrarlayan nefes durmaları ile karakterize, oksijen düşmesi ve uyku bölünmelerine sebep olan, ani ölüm riski oluşturan ve vücutta birçok sistemi etkileyen ciddi bir hastalıktır. Uyku apnesinin birkaç farklı tipi bulunur. Bunların içinde obstrüktif uyku apnesi en sık rastlanan tipidir. Üst havayolunda meydana gelen tıkanmalar veya daralmalar sonucunda oluşmaktadır. Bu tıkanma veya daralmaların sebebi tam olarak bilinmemektedir.
Toplumda oldukça yaygın bulunmakta, kadınların en az %2’sinde erkeklerin %4’ ünde uyku apnesi görülmektedir. Nefes durmaları esnasında kandaki oksijen seviyesi düşmekte, beyin ise bu durumu algılayarak tıkanan havayolunu açmak ve normal solunuma dönmek için uykudan uyandırmaktadır. Bu uyanmalar bazen hatırlayabildiğimiz çoğu zamanda arousal-uyanayazma adı verilen kısa uyanıklıklar şeklinde olmaktadır. Kişi bu uyanayazmaları hatırlamaz. Uyku-uyanıklık arasındaki bu kısa geçişler uyku süresince onlarca kez tekrar ortaya çıkmaktadır.

Horlama uyku apnesinin bir diğer belirtisidir. Toplumda sosyal sorunlara yol açması dışında çok üstünde durulmayan, çoğu zamanda normal olarak karşılanan horlama uyku apnesinin önemli bir belirtisidir. Uyku apnesi olan hastalarda genellikle yüksek sesli, gürültülü bir horlama görülür. Tabi ki bundan en çok şikâyet eden eşler ve ailenin diğer bireyleridir. Horlama üst havayolunda kasların gevşemesi ile dilin geriye düşerek ve diğer gevşek dokularla beraber titreşmesi sonucu ortaya çıkar. Yumuşak damağın ve küçük dilin normalden uzun olması, büyük bademcik ve geniz eti ya da burundaki darlıklar da horlamayı tetikleyebilir. Horlama sıklığı ve şiddeti yaş ve kilo alımı ile artmaktadır.

Gündüz aşırı uyku hali diğer bir tipik belirtisidir. Kişi gece apnelere bağlı ortaya çıkan düşük oksijen, bölünmüş uyku gibi etkenlerin sonucu olarak yetersiz veya dinlendirici olmayan bir gece geçirir. Vücut, bu yetersiz uykuyu telafi etmek için gün içerisinde sabit olduğu her an uyuma eğilimindedir. Kişinin günlük aktiviteleri, sosyal ilişkileri ciddi anlamda etkilenir. Hatta bu konuda araba kullanan veya dikkat gerektiren bir işte çalışan bir kişinin bu esnada uykuya dalması ya da halk tabiri ile “içinin geçmesi” ciddi ve geri dönüşü olmayan kazalara sebep olmaktadır.
Devamlı, uzun süredir devam eden horlama, gündüz aşırı uyku hali ve tanıklı apne denilen yakınları tarafından fark edilen uykuda nefes durmaları tipik üç belirtisidir. Bunun yanında, gece boğulma hissi ile uyanma ve çarpıntı, yorgun-dinlenmeden uyanma, sabah baş ağrıları sık rastlanır. Halsizlik, gece sık tuvalete çıkma, depresyon, sinirlilik diğer belirtilerdir.

Uyku Apnesi İçin Risk Faktörleri Nedir?
Üst solunum yollarında daralmaya yol açan olan faktörler uyku apnesi içinde risk faktörlerini oluşturur. Özellikle kilo fazlalığı-obezite, yaş, cinsiyet, genetik özellikler, kullanılan ilaçlar gibi genel faktörler yanında, burun boğaz bölgesinin yapısı, baş-boyun pozisyonu ve boyun çapı genişliği gibi anatomik faktörlerde etkili olmaktadır. Sigara ve alkol kullanımı uyku apnesi riskini artıran en yaygın nedenler arasındadır.

Ne Yapmalıyım ve Nasıl Bir Yol İzlenir? 
Yukarıda sayılan tipik üç belirtiden en az biri var ise uykuda solunum bozuklukları ile ilgilenen bir uzman hekime başvurmalısınız. Bulunduğunuz yerde bir uyku laboratuvarı veya uyku merkezi bulunup bulunmadığını araştırın.
Bu hastalığın tanısı için “altın standart tanı yöntemi” olarak bir polisomnografi testi yapılması gerekmektedir. Belirlenen bir randevu tarihinde uzman hekimin öneri ve isteklerine uygun olarak kişinin bir gece uyku laboratuvarında uyuması istenir. Yapılacak testin bir tehlikesi yoktur. Amaç kişinin uykudaki durumunu gözlemlemektir. Bununla birlikte kişinin gece boyunca beyin dalgalarının özelliklerine göre ayırt edilen uyku yapısı, ağız ve burundan gerçekleştirdiği solunum hareketlerine bağlı nefes durmalarının ve kısa uyanıklıkların olup olmadığı, karın ve göğüs hareketleri, oksijen düzeyi, kalp hızı, bacak hareketleri gibi bilgilerin alınması çeşitli sensör, kemer ve elektrotlar vasıtasıyla sağlanır. Ertesi gün veya uygun bir zamanda uzman hekim değerlendirmeyi yapar, kişiye hastalığın tipi, şiddeti ve diğer sonuçları belirterek yapılması gerekenler konusunda bilgi verir.

Tedavi Edilmez ise Ne Olur?
Uyku apnesi tedavi edilmeden bırakıldığı takdirde kısa dönemde ev, iş veya trafik kazaları, uzun dönemde de kalp-damar hastalıkları ile ölüm oranlarında artış olmaktadır. Oksijen düşüklüğü sonucu beyne giden oksijen azalması sabah olan baş ağrısı yapabilmektedir. Karar verme yeteneğinde azalma, hafıza zayıflaması, unutkanlık, kişilik ve davranış değişiklikleri gibi özellikler sıklıkla ağır dereceli uyku apnesi olanlarda görülür. Hastaların %30’una depresyon eşlik etmektedir. Özellikle şiddetli uyku apnesi olan olgular, tedavi edilmezlerse aşağıdaki hastalıklarda artış olduğu gösterilmiştir.

  • Kalp krizi, kontrol altına alınmakta zorlanılan hipertansiyon, kardiyak ritm düzensizlikleri ve hatta ani ölümler
  • Sinir sistemi: Beyin felçleri, baş ağrıları, depresyon, unutkanlık, karar verme yeteneğinde azalma
  • Hormonal sistem: Büyüme hormonunda azalmaya bağlı çocuklarda gelişme geriliği, cinsel isteksizlik, insülin seviyesinde artma, şekere yatkınlık
  • Diğer: Trafik kazaları, evlilik sorunları, yaşam kalitesinde azalma, reflü

Nasıl Tedavi Edilir?
Hastalığın tipi ve şiddeti belirlendikten sonra uygun bir tedavi seçeneği belirlenir. Ancak bundan önce hastalık derecesi ne olursa olsun genel önlemlerin alınması kişinin ve ailesinin bu konuda bilgilendirilmesi sağlanır.

  • Genel önlemler:

Öncelikle kişinin risk faktörlerine yönelik tedavileri uygulaması hastalığın durumunu hafifletecektir.
Kilo vermesi: Obezite uyku apnesini artıran en önemli faktörlerden birisidir.
Yatış pozisyonu: yer çekiminin etkisine bağlı olarak sırt üstü pozisyonda uyku apnesi artar, yan yatışta azalabilir. Bundan dolayı sırt üstü yatmasını engelleyecek çeşitli metodlar denenmiştir. Pijamasının sırt kısmına tenis topları, yastık parçası dikmek gibi.
Alkol veya sakinleştirici-uyku yapan ilaçlardan kaçınmak
Ek hastalıkların tedavi edilmesi: Hipotroidi (Guatr bezinin az çalışması)
Trafik veya iş kazaları konusunda uyarmak

  • İlaç tedavisi:

Hastalıkla ilgili yukarıda belirtilen sebepleri ortadan kaldıracak ve yan etkisi olmayan her hangi bir ilaç henüz yoktur.

  • PAP tedavisi (Pozitif Havayolu Tedavisi)

Altın standart tedavi yöntemi olarak bu hastalığın en etkili ve kesin tedavisi sürekli pozitif basınçlı hava veren PAP dediğimiz cihazlardır. Mekanik bir çözüm sunmaktadır. Bu tedavide pozitif hava sağlayan bu cihazlar uyguladıkları uygun basınçlarda daralan ya da tıkanan havayolunu açmaktadır. Bu cihazla birlikte düşük dirençli bir hortum ve kişinin ağız ve burun yapısına uygun bir maske aracılık eder. Tedavide cihazın tipi önemlidir ve hastalığın tipine göre değişir. Hasta konforunu sağlaması açısından kullanılacak maske de en az cihaz kadar önemlidir. Kişi bu cihazları uykuda kullanır ve kullandığı süre içinde düzelir. Ancak cihazı bırakırsa yaşadığı sıkıntılar tekrar ortaya çıkmaya başlar. Bundan dolayı uzun süreli ancak etkili bir tedavi yöntemidir.

  • Ağız içi araç tedavisi

Ağız içi araçlar (AİA) olarak bilinen bu tedavi seçeneğinin amacı, uyku sırasında ağız içine yerleştirilen bir takım araçlarla üst solunum yollarına ait yapıların pozisyonunu değiştirip (örneğin dili öne çekerek) hava yolunu genişletmek kas fonksiyonları üzerine etki ederek direnci düşürmek ve havayollarının tıkanmasına engel olmaktır. Bu aparatlar genel olarak basit horlaması veya hafif dereceli uyku apnesi olan olgularda bir tedavi seçeneği olabilir. Dili önde tutan veya çeneyi öne ilerleten araç tipleri bulunur.

  • Cerrahi tedavi

Uyku apnesinin en etkili tedavisi PAP cihazları ile yapılmaktadır. Ancak darlık yeri tam belirlenirse bu alanda çoğunlukla düzeltici cerrahi olarak yardımcı olmaktadır.

UYKUNUZU DEĞERLENDİRİN

  • Yeterli süre uyumama rağmen sabahları zor uyanıyorum, kendimi yorgun hissediyorum
  • Yeterli süre uyumama rağmen gün içinde yorgun ve uykulu oluyorum
  • Akşam saatlerinde veya yatağa girdiğimde bacaklarımda tanımlayamadığım bir huzursuzluk hissediyorum
  • Uyurken bacaklarımda ritmik hareketler olduğu söyleniyor
  • Evde horlamamın diğer odalardan bile duyulduğu söyleniyor
  • Gece içinde nefes alamama hissi ile uyanıyorum
  • Uykuda nefesimin durduğu söyleniyor
  • Geceleri baş, boyun veya göğsümde terleme oluyor
  • Sabah ağız kuruluğu ile uyanıyorum
  • Sabah baş ağrısı ile uyanıyorum
  • Toplantılarda, okurken veya TV seyrederken uyuya kalabiliyorum
  • Gün içinde zaman zaman dayanılmaz uykululuk atakları yaşıyorum
  • Geceleri uykudan bağırarak ve korku ile uyandığım söyleniyor

Sorulardan 1 veya daha fazlasına evet diyorsanız bu konu ile ilgilenen uyku bozuklukları merkezlerine başvurup tedaviniz için gerekenleri yapmaya başlayabilirsiniz.

Burun Estetiği Öncesi Dikkat Etmek Gereken Noktalar

Burun estetiği operasyonundan önce burun içi ve dışının detaylı muayenesi ve analizi, 6 farklı planda dijital fotoğraflaması, burun içinde herhangi bir hastalık tespiti halinde burunun tomografik incelemesi gereklidir. Öncelikle hastanın burnunun nerelerinden hoşlanmadığı, mutsuz olduğu sorulmalı, hastanın bu alanları kendisinin göstermesi istenmelidir. Ayna karşısında veya bilgisayar programı eşliğinde dijital fotoğraflar üzerinden hastaya burunda madde madde hangi alanlarda değişiklikler yapılacağı anlatılmalıdır. Çoğunlukla hastanın kendi anlatımın ötesinde düzeltilmesi dokunulması gerekli olan farklı alanları da bulup göstermekteyim. Bu esnada karşılıklı diyalog çok önemlidir. Gerçek dışı bir beklentinin doğmamasına dikkat edilmelidir. Her hastaya göre farklı bir burun söz konusudur. Hekimin yapabilecekleri elimizdeki malzeme ile doğru orantılıdır. Her hastaya aynı burun söz konusu olamaz. Bir terzi gibi titizlikle yeni burun dizayn edilmeli ve dikilmelidir. Burun şekil bozuklukları 5 basamakta incelenir; çok kötü, kötü, orta, iyi ve mükemmel. Çok kötü bir burun 5 basamak birden seviye atlatılamaz. En iyi olasılıkla 2 basamak atlatmak olanaklıdır. Ancak orta derecede kötü bir burun da mükemmel bir hale getirilebilir. Tomografi incelemesi sonucu burun içinde sinüzit, polip, burun eti konka büyümesi, deviasyon ve benzeri ek burun içi hastalıklar da tespit edilirse aynı seansta önceden konuşularak halledilmelidir. Burun bir bütündür!

Tabiri caiz ise ucundan azcık, tek dikişle halledilebilen, kaldırılabilen, minimal bir burun operasyonu söz konusu değildir! Burun operasyonları asla küçümsenemez. Burun bir bütündür, içi ayrı, dışı ayrı değildir. Ya açılıcaksa tüm burun içi – dışı aynı seansta açılmalı ve her sorunlu alan düzeltilmeli veya hiç dokunulmamalıdır. Aksi halde bizler için altın değerinde, yapılandırmalı burun estetiği için kullanılan kıkırdak kayıpları olmakta, bu da operasyonu daha da zorlu ve karmaşık bir hale getirmektedir. Eğer hasta burun içi ve dışının aynı seansta yapılması konusunda kararsızsa, mental olarak olgunlaşması için beklenmelidir. Burun estetiği operasyonları acil değildir, isteğe bağlı operasyonlardır. Beklemek hem hastaya hem de bizlere daha hazırlıklı, olgun bir atmosfer sağlar ki bence bu da başarı için kilit öneme haizdir. Kesinlikle “kolay, çok kolay, aman canım ne var tarzında” bir burun estetiği operasyonu yoktur. Bu bilinç ile hareket edip, her operasyona titizlikle hazırlanmak, gerekli özeni göstermek gereklidir. Her hastanın ihtiyacı olan burun operasyonu çeşidi farklıdır, vücutta başka hiçbir operasyon burun operasyonlarına benzemez, belki de bu yüzden burun estetiği operasyonlarını oldukça büyülü, çarpıcı ve nefes kesici olarak bulmaktayım. Teknik ve tıbbi açıdan her hekimin bilgisi, el yeteneği, zihinsel görüşü ve burnu yorumlama kabiliyeti farklıdır. Bu durumu, her ressamın standart resim eğitiminden geçip kendi dünya görüşü ve yetenekleri doğrultusunda farklı tualler, resimler yapmasına benzetmekteyim. Hiçbir ressam veya heykeltıraş tıpatıp aynı yapıtı ortaya koymamaktadır. Her hekim kendi imzasını buruna atmaktadır.

Operasyondan bir 6 veya 8 saat öncesinde aç kalınmalıdır. Alkol ve sigara tüketimi 1 hafta öncesinden kesilmelidir. Operasyondan sonra da birkaç hafta boyunca tüketilmemelidir. Sigara özellikle doku iyileşmesini olumsuz yönde etkilemektedir. Kan sulandırıcı aspirin türevi ilaçlar kesinlikle kullanılmamalıdır.

Burun Estetiği Ameliyatı Sonrası Süreç

Burun estetiği sadece ameliyat öncesi ve ameliyat ile biten bir süreç değildir. Kanımca esas süreç ameliyat sonrasında başlar. Beklentiler, sıkıntılar, dokusal yapısal değişikler devreye girer. Sonrası süreci erken, orta dönem, orta-geç ve uzun-geç dönem olarak 4 bölüme ayırmaktayım. Erken dönem ilk on gün, orta dönem on gün 2 ay, orta-geç dönem 2 ay 1 yıl ve uzun-geç dönem ise 1 yıldan sonrayı kapsar. Her dönemde hem hasta psikolojisi hem de burun şekli değişmektedir. Erken ilk 10 günlük dönem doku şişlikleri, göz çevresinde morarmalar ve burun tıkanıkları ile başlar. Görüntü olarak moral bozucu bu dönemin birinci haftasında dikişler, flasterler, plastik alçılar alındığında hasta şiş ve ödemli bir burun ile karşılaşır. Ana hatları ile düzgündür ancak hastanın burunu açılır açılmaz hemen değerlendirmesi genelde güçtür ve beklentisi ilk açıldığında tüm ödem, morluk ve şişliklerin tamamen geçmiş olduğu pırıl pırıl bir burundur. Ancak gerçekler farklıdır. Onuncu günden sonra orta dönemde özellikle 3. haftanın sonuna doğru her hafta ödem, şişlikler ve morluklar giderek kaybolur.

Birinci ay ile 2. ay arasında burun şişliklerinin %80’i inmiş olur. Bu dönemde hasta burnunun yeni şekline alışmaya başlar ve hastanın morali yerine gelir. İkinci aydan sonra inme sürecini çok fark edilemez fakat 1 yıl boyunca devam eder. Dijital fotoğraflara baktığında ikinci ile altıncı ay, altıncı ay ile birinci yıl arasındaki değişiklikler mevcuttur. Altıncı aydan sonra burun alt yarısı ve burun ucu şekillenmesi kendisini gösterir. Cilt birinci yılda tamamen oturur. Belirgin bir sorun 6. ayda aşikâr olur ve düzeltilme işlemi yapılmasına karar verilebilir. Altıncı aydan önce herhangi bir düzeltme işlemine karar vermek doğru olmaz. Birinci yıldan sonra uzun-geç dönem başlar. Aslında bu süreç ömür boyu cilt ile altındaki yeni oluşturulan kemik ve kıkırdak çatı arasındaki daimi bir savaştır. Cildin altındakilerini ezme ve büzme güçleri devamlı devrededir.

Cilt altındaki en ufak bir zayıflığı affetmez. Ezerek cezasını keser. Bu yüzden yapılandırmalı burun estetiği felsefesi son derece önem kazanır. Unutmayınız ki bir ömür boyu güçlü bir şekilde ayakta kalan, doğal, kişilikli ve elegan bir burun yaratma ana hedefimizdir.

Estetik Dudak Ameliyatları

Neden estetik dudak ameliyatları yapılmaktadır ?
İdeal güzelliğin tanımı tarih boyunca toplumsal değerlere bağlı olarak farklı farklı yorumlanmış ve değişmiştir, ancak dudaklarla ilgili yargılar genellikle aynı kalmıştır. Dolgun ve diri dudaklar günümüzde olduğu gibi geçmişte de güzellik simgesi olarak kabul edilmiştir. Hatta dolgun dudaklar sadece güzelliğin değil gençliğin, çekiciliğin, doğurganlığın, seksiliğin, dişiliğin de sembollerinden biri olarak kabul görmüştür.

Dudakların büyüklüğü, dolgunluğu, inceliği veya kalınlığı yüzün diğer üyeleri olan burun, yanaklar, gözler, kaşlar, çene ve dişlerle uyumlu ve orantılı olmalıdır. Dolayısıyla sadece dudakları şişirmeyi amaçlayan ve yüzün diğer yapılarıyla uyumunu gözetmeyen uygulamalar doğal olmayan bir görünüme yol açabilmektedir. Doktorunuzla uygulama öncesinde dudaklarınızın nasıl bir görünüme kavuşacağını, sizin beklentilerinizi, doktorunuzun planlarını örnek hasta fotoğraflarını inceleyerek detaylı şekilde konuşmanız gerekir. Dudaklarınızın özelliklerinin analizi ve seçilecek yöntemin dudaklarınızın hangi kısımlarına uygulanması gerektiğinin planlaması, dolgun ve aynı zamanda doğal dudaklara kavuşmanızı sağlayacaktır.

Kaç çeşit dudak estetiği uygulaması vardır?

Dudak estetiği uygulamaları birkaç şekilde yapılmaktadır. Dünyada en sık uygulanan yöntem dolgu maddesi injeksiyonlarıdır. Dudaklara dolgu maddesi injeksiyonu basit, hızlı, güvenli, ucuz olması ve iyileşme dönemine ihtiyaç hissettirmemesi gibi nedenlerle hastalar ve doktorlar tarafından sıkça tercih edilen bir yöntemdir. Dolgu maddesi injeksiyonlarının allerjik reaksiyonları olabilmesi ve etkinlik sürelerinin 6-9 ay kadar olması ise dezavantajlarıdır. Ofis şartlarında, anestezi ve ameliyathane gerektirmeden, yapılabilen uygulama sonrasında etkisini hemen gösteren bu işlem yaklaşık 5-10 dakika kadar sürmektedir.

Dudaklarınıza kendi vücudunuzdan alınan dokuların (yağ , fasya, deri hücresi) injekte edilmesi yoluyla dolgun ve diri hale getirilmesi ise dolgu maddelerinin az da olsa ihtimal dahilinde olan allerjik reaksiyonlarından kaçınmak için bulunmuş bir yöntemlerdir.  Bu uygulamanın ameliyathane ortamı gerektirmesi ve yağ ya da fasyanın alındığı bölgede bir iyileşme sürecinin olması yöntemlerin dezavantajlarını oluşturur. Ancak yağ injeksiyonunun etkinliğinin daha uzun sürmesi ve hiç yan etkisinin olmaması ise yöntemin dolgu maddelerine göre daha avantajlı olduğu noktalardır.

Dudak estetiği uygulamarının bir diğeri ise ameliyat ile dudaklarınıza yeniden şekil verme ve dolgun hale getirme işlemidir. Dudak dokusunu kaydırma işlemi ile dudağın içinden kesiler yapılarak (dışarıdan kesi yapılmadığı için hiç iz bırakmaz) dudaklar daha belirgin hale getirilebilir . Estetik dudak ameliyatları etkinliğinin kalıcı olması ve daha doğal sonuçlar elde edilmesi açısından diğer yöntemlere göre üstündür, ancak ameliyathane ortamında yapılmakta ve bir kaç günlük nekahat dönemi gerektirmektedir.

Estetik dudak ameliyatları anestezi almayı gerektirir mi?

  • Estetik dudak ameliyatı genel anestezi altında yapılabileceği gibi lokal anestezi altında da yapılabilir. Bu tercihi etkileyen faktör planlanan müdahalenin tipidir. Ofis şartlarında yapılan dolgu injeksiyonları hiç anestezi gerektirmezler, ancak doku transferi ya da doku kaydırma yöntemleri lokal veya genel anestezi ile yapılabilir. Hastaların tercihine göre bu iki seçenekten birinin uygulanması mümkündür.

Estetik dudak ameliyatı sonrasında yapay görünümlü dudaklarım olmasını istemiyorum.

  • Estetik ve daha dolgun görünümlü dudaklara sahip olmak dudakların kırmızı ve ıslak kısmını daha görünür hale getirmekle mümkündür. Yapılan yanlış uygulamalar sonucundadoğal olmayan, şişkin ve çekici olmayan dudaklar ortaya çıkmaktadır. Dudak estetiği öncelikle hastanın dudağını analiz etmekle başlar ve daha sonra hasta ile beraber dudaklarındaki sorunların ya da eksik yönlerin tespit edilmesini gerektirir. Ancak bu analiz ve tespitlerden sonra hastaya en uygun yöntemin seçilip uygulanması ile istenilen dudağa ulaşılabilir.
  • Estetik dudak uygulamalarındaki amaç dudaklarınızdaki doğal görünümü bozmadan, dudağınızı anatomik özellikleri ve kapasitesi oranında biraz daha belirgin ve dolgun hale getirmek olmalıdır.

ESKİDEN

Çember çevrilir,
Su musluktan içilir,
Ağaçlara tırmanılırdı.
Bebekler bezden
Silahlar tahtadan
Resimler kömür karasından yapılırdı
Kızlara ninelerinin,
erkeklere dedelerinin
İsimleri konulur
Saatli maarif okunurdu
Komşuda pişen
Bize de pişer
Bizde pişen komşuya düşerdi
Geceler ayaz
Sokaklar karanlık
Yıldızlar parlak olurdu
Turşu, salça, mantı
Evde yapılır
Karpuz kuyuda soğutulurdu
Erik ağacının çiçeği
Pencere camımıza yaslanır
Güz yaprakları bahçemize düşerdi
Kardan adam yapılır
Evlerde soba yakılır
Kış gecelerinde masal anlatılırdı
Merdiven çıkılır
Aidat ödenmez
Yönetici seçilmezdi
Evler badanalı
Sokaklar lambasız
Mahalleler bekçili olurdu
Ajans radyodan dinlenir
Çizgili roman okunur
Defterlere kenar süsü yapılırdı
Hayat
Arkası yarın gibiydi
Kesintisizdi
Her gün yaşanacak bir şey vardı
Herkes kendi düşünü kurar
Kendi hayatini oynardı
Şimdi
Hayat tek perdelik bir oyun
Stand-up bir yalnızlık gibi
Simdi
Herkes
Yoğun
Yorgun
Ve
Tek başına

CAN DÜNDAR

Kadinin biri eczaneden iceri hisimla dalar ve eczacidan 1 sise arsenik
ister.
Eczaci kadina arsenikle ne yapacagini sorar ve kadin
“kocami oldurecegim” diye cevap verir.
Eczaci “kusura bakmayin ama size bu sebeple arsenik satmam olanaksiz” der.
Bunun uzerine kadin cantasina uzanir ve icinden kocasiyla eczacinin
karisinin yatakta cekilmis fotografini cikarir. Eczaci fotografa bakar ve
“receteniz oldugunu neden daha once soylemediniz!!”….

 

 

 

> İnsanlığın ilk var olduğu dönemde adamın biri
> şeytanı yakalamaya karar
> vermiş fakat bunun için 40 yıl boyunca Tanrı ya
> ibadet etmesi
> gerekiyormuş.Karısıyla,dostlarıyla ve bütün dünya
> ile ilişkisini
> kesmiş ve 40 boyunca Tanrıya ibadet etmiş 40 yıl
> sonunda Tanrı ibadetinin
> karşılığı olarak ona şeytanı ağzı kapalı bir şişenin
> içinde sunmuş.Adam da
> karısına o şişeye sahip çıkmasını dünyada neler
> olup bittiğini artık öğrenmek istediğini söyleyerek
> dışarı
> çıkmış.Kadıcağız şeytanı merak ediyormuş.Merakına
> bir türlü engel olamayıp
> şişenin ağzını açıvermiş.Açmasıyla şeytan dışarı
> çıkmış ve gülmeye
> başlamış.
>
> -Merakına engel olamadın ve kocanın 40 yıllık
> emeğini boşa çıkardın.
>
> Kadın da şeytan’a ;
> -Sen o şişenin içinde hiç değildin ki
>
> Şeytan ;
> -Nasıl olur? şişeden çıktım sende gördün
>
> Kadın;
> -O şişenin içinde hiç değildin.Nasıl o şişenin içine
> girebilirsin ki
>
> Şeytan;
> -Gireyim de gör ! (der ve şişenin içine giriverir)
>
>
>
> YANİ CANIM ARKADAŞLARIM;; ADAMIN ŞEYTANI HAPSETMESİ
> 40 YILINI,KADININ İSE
> 5  DAKİKASINI ALMIŞ.
>
> ŞEYTANDA TANRIYA  İSYAN ETMİŞ VEEEEEEEEEE.
>
> ” TANRIM MADEMKİ KADINLARI YARATACAKTIN O ZAMAN
> BENİ NEDEN
> YARATTIIN!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!