eski yazılar

açılın doktorum 

sağlıkta dönüşüm

beyin göçü ,bir doktor hikayesi

meslek çekici 🙂

Cumhuriyet    son eklenen 

Hey Doktor, Nereye? Daha Karpuz Kesecektik…

Son günlerde yine gündemde, doktorların iş koşullarının ağırlığı, hasta ve hasta yakını tacizleri, mesai yoğunlukları, iş tatminsizlikleri, uzmanlık sınavı sorunları, yurtdışına kaçma istekleri vs. vs. vs.

Şaşırıyor muyuz? Tabii ki hayır, alıştık artık, alıştırıldık… Oysa en kötüsü de bu değil mi? Alışmak, kanıksamak… Çok acı ama yıllardır sağlık sistemi öylesine bilinçli ve plânlı bir şekilde çökertildi ki, bu çaresizlik göz göre göre geldi. Peki, kim zararlı çıktı bu işten, hiç düşündünüz mü? Sadece doktorlar ve tüm sağlıkçılar mı? Hiç sanmıyorum, öyle düşünürseniz yanılırsınız. Tüm toplum, başta da o doktorlara sayıp döken kesim, sizler zararlı çıktınız bu işten. Gidecek hastaneniz, tedavi olacak ilacınız kalmadı, ameliyat olacak yeriniz kalmadı. En kötüsü, sizin haberiniz bile olmayan koruyucu sağlık sistemleri kalmadı. Ha, evet, çok sıra oluyor, hastalar tedavi olamıyor diye kapatılan SSK Hastaneleri yerine özel hastanelere gidebiliyorsun artık, kaç para veriyorsun peki? İlacını alınca kaç para gidiyor cebinden. Eskiden devletin ödediği pek çok ilacı artık cebinden alıyorsun, farkında mısın? Bir safra kesesi ameliyatı olman gerekse, kaç para fark ödeyeceksin? Neyse, kabahatin hepsi de senin değil ya biz de iğneyi kendimize batıralım biraz, senin çuvaldızdan sonra.

Bu iş taaa 1970’lerden bu yana çöküşte, yavaş yavaş, ısıtılan kurbağa misali. Adım adım aldı tüm kaleleri elimizden kapitalist sistem. Bu sistemde bireye yer yoktu ki, nasıl almasın? Doktor çok kazanıyordu, yani göz koyulacak bir para vardı ortada. Aslını isterseniz, çok para kazanan da yoktu o kadar. Elbette, işini iyi yapan, çok ihtiyaç duyulan, deli gibi çalışan karşılığında da iyi kazanan doktorlar vardı. Ama büyük çoğunluk köyde, kasabada, sahada, devlet hastanelerinde, polikliniklerde, verem savaşlarda, sıtma savaşlarda bütün gün köyden köye, hastadan hastaya, ameliyattan ameliyata koşturuyor, karşılığında da eğitimi ve kariyeriyle orantılı bir kazanç elde ediyordu. Memurlar içinde en iyi kazanan gruplardan biriydi, çünkü en ağır eğitimi alarak oraya gelen ve gece gündüz çalışan da onlardı. Elbette küçük bir azınlık, muayenehane hekimi de vardı çok kazanan. İşini gereğince yapmayan, suiistimal eden yok muydu, o da vardı; her meslekte olduğu gibi. Yine de hekimler hep göz önünde ve hep hedefteydi. Ama yine de yaptıkları işe, aldıkları eğitime duyulan bir saygı ve sevgi de vardı.

Derken, günün birinde ülkenin yönetimine el koyan askerlerin de ilk hedefi onlar oldu, nedense? Önce dediler ki: “Bir doktor nasıl olur da Albay’dan fazla maaş alır, derhal değişecek”. Sonra dediler ki: “Askerler mecburi hizmete gidiyor, o halde doktorlar da gidecek”. İyi de askerler, lojmanıyla, kantiniyle, ordu eviyle tam teşekküllü birliklerde, yüzlercesi bir arada yaşarken, doktorlar penceresi kırık, suyu, yolu, elektriği, lojmanı, hiçbir teçhizatı, hasta muayene masası bile olmayan sağlık ocaklarına, babalarının öğrenciyken aldığı stetoskoplarla, tansiyon aletleriyle gittiler. Askerler daha okuldayken başlayan maaşları, erken emeklilik hakları, lojman, servis, ucuz iaşe olanaklarıyla yaşarken, doktorlar yapayalnız gönderildi oralara. Amacım kimsenin geliri ya da mesleğini hedefe koymak değil, yanlış anlaşılmasın ama o kadar okunan, zorlu sınavlarla, hiç bitmeyen uykusuz gecelerle, nöbetlerle, insan hayatının sorumluluğunun verdiği stresle yaşanan bu mesleği de lütfen kimse yabana atmasın. Yine kimse yanlış anlamasın, biz gitmeyiz de demedik, hepimiz nereyi çektiysek kurada gittik, yaptık mecburi hizmetimizi o zor koşullarda. İhtisas yapanlarımız bir sefer daha gittik, ona da bir şey demedik. Zira tıp okumayı seçen hiç kimse çok para kazanıp, rahat bir hayat yaşayacağını zannederek seçmedi o mesleği. Hepimiz idealler peşinde, insana, vatana hizmet için o yola çıkmıştık, kırılmadık, gücenmedik ama sorguladık elbette “neden?” diye. Zorlu sınavlar, sanki tüm sağlık sorunlarını uzmanlar çözermiş gibi ihtisas yapmayanın doktordan sayılmadığı, doktorun paragözlükle suçlandığı, “ne versek beğenmiyor bu doktorlar” diyen bakanların olduğu, sağlık dışından bakanların atandığı sağlık bakanlıklarının yönetiminde tamamen hedef saptırıp, sistemin aksaklıklarının suçlusu gibi doktorların gösterildiği ne günler yaşadı bu tıp mensupları, şimdiki gençler bilmez. Beceriksiz demeyeceğim, zira önlerine koyulan hedefe çok da emin adımlarla ilerleyen yönetimlerin hainlikleri karşısında, 12 Eylül sonrası budanan sivil toplum örgütleri, işlevsiz bırakılan sendikalar, bir de kendi amaçlarının dışındaki bir siyasete bulaşan/bulaştırılan tabip odalarıyla savunmasız kalan doktorlar bugün bu haldeyse, bu bir günde değil, onlarca yılda oldu; ilmek ilmek örülen bir ağın pençesine düşürüldü sağlıkçılar, ne yazık ki. Ve sonunda, sermaye sahiplerinin elinde oyuncak olan iktidarların da aymazlığı, iş birliği, ihaneti, artık nesi derseniz, hep birlikte son çiviyi de çaktılar tabuta.

Şimdiiii, geldik artık yolun sonuna. Tıp bitti. Maalesef öyle, kusura bakmayın. Daha çok doktor lâzım zannıyla açılan onlarca Tıp Fakültesinin büyük bir bölümünde değil doktor, nitelikli yardımcı sağlık personeli bile yetişeceğinden şüpheliyim şahsen. Toplasan bir elin parmaklarını geçmeyen öğretim görevlilerinin olduğu, pek çok bölümün hocalarının taşımalı eğitimci olarak görev yaptığı, pek çok dersin uygulamasının olmadığı, yetersiz, donanımsız, eksik bölümlü hastanelerde yapılan yetersiz tıp eğitimiyle, kadavra görmeden, enjeksiyon yapmadan, apse açmadan, sütür (dikiş) atmadan kaç doktor mezun oldu bugüne kadar, bir fikri olan var mı? Üç otuz paraya, performans filan denen ucube sistemlerle çalıştırdığınız, emeklilikte maaşını kuş kadar verdiğiniz doktorların salak olmadıklarını görmeniz ne kadar sürecekti? Unutmayın, bu insanlar tıbba en yüksek puanları alarak giriyorlar, yani zekiler. Ve artık, tünelin ucunda görünen ışığın karşıdan gelen trenin ışığı olduğunu görüyorlar. O yüzden de kaçıyorlar, başka işlere, başka ülkelere, kolay ihtisaslara. Artık kimse cerrah olmak istemiyor. Niye? Çünkü başka hiçbir meslekte olmayan “malpraktis” bir tek doktorlara reva görüldü, niye kendini üzsün? Deli gibi çalışsa da performansını şu ya da bu nedenle keseceğinizi bildiği zor işlere niye girsin, elini niye taşın altına koysun? Yurtdışına kaçıyormuş, neden kaçmasın? Senin partilin, gelinin, damadın, amcaoğlunun bacanağı üç satır eğitimi yokken para içinde, lüks içinde yüzüyor, bir de üstelik başını yönetenlerin çektiği güruhla birlikte doktora sövüp, sayıyorsa, eline satırı kapan doktorun odasına dalıyorsa, niye kalsın bu ülkede, niye yapsın bu mesleği? Pandemi olunca gördünüz, ne kadar ihtiyaç var doktora, ama yine de bir adım atmadınız, bu insanların bir nebze daha iyi yaşaması için. Şimdi çıkmış, iki ay için kamu ulaşım araçlarından ücretsiz yaralanmaları için kararname filan çıkarıyormuşsunuz. Anlaşılan seçim var yakında. Aman istemez, kalsın. Doktor, hemşire, sağlık personeli kim varsa, sadaka istemiyor. O kutsal emeğinin, alın terinin doğru dürüst ve hakkaniyetli karşılığını istiyor. Sorunlarının çözülmesini istiyor ayrıca, sadece emeğine yakışır gelir değil. Emekliliğinde doğru dürüst, asker gibi, hâkim gibi, vali gibi, kaymakam gibi, daire başkanı gibi yaptığı işle, statüsüyle, eğitimiyle orantılı düzgün bir emekli maaşı alabilmek istiyor. Şu anda bile en geç emekliliğe mahkûm edilen kesim doktorlar, haberiniz var mı? Biliyor musunuz ben emekli olup, özel sektörde çalıştığım için maaşımın % 30’u kesiliyor? Hangi hâkimin emekli olup avukatlık yaptığında, ya da hangi mühendisin emekli olup danışmanlık yaptığında, hangi öğretim görevlisinin emekli olup özel üniversitede hocalık yaptığında maaşı kesiliyor? Yapmayın, hiçbir meslek grubu, hiçbir insan bu ayrımcılığı hak etmiyor.

Gider o doktor, bu kadar emeği, bilgisi, doğru düzgün yaşama talebi karşılığında sadece hakaret gördüğü, itilip kakıldığı bir ülkeden, kendisine adam gibi koşullar sağlayacağını umduğu başka ülkelere. Son yıllarda kaçanların sayısı binlerle ifade ediliyor. Aynen bu şekilde, “kaçanlar” denilerek. Kaçmıyor o doktor, bir defa bu terminolojide anlaşalım. Kolay mı zannediyorsunuz o kadar okumanın, o kadar yorulmanın sonrasında böyle bir karar vermeyi, yeni bir dil öğrenmeyi, yeni bir ülkeye alışmayı, ana babasından, sevdiklerinden uzağa gitmeyi, belki de aldığı tüm diplomaların kabul edilmeyip, yeniden sınavlara girecek olmanın yükünü göze alabilmeyi, çekip gitmenin hesabını kendine verebilmeyi. Ben de bugün yeni yetme bir doktor olsam, inanın gidebilmek için elimden gelen her şeyi yapardım herhalde. Kaybeden kim sonuçta? Doktor mu, ülke mi? Onca emeğin, onca masrafın karşılığında yetişen o genç kimin işine yarıyor?

Doktor, doktor olabilmek için çok emek veriyor. Sadece Tıp Fakültesi kazanmakla bitmiyor işler.  Uykusuz geceler, ağır sınavlar, TUS hazırlıkları, uzmanlık eğitimleri, uzun nöbetler arasında evlenmesi, çocuk sahibi olması bile yıllar sonraya erteleniyor. Çocuğunun büyümesini bile göremeyen, mezuniyetinde, doğum gününde yanında olamayan, hayatı ıskalayan anneler, babalar. Ne için? Herkesten geç mesleğe başlaması emekliliğinde bile dezavantaj. Sonrasında da ömür boyu bitmeyen, okuma, araştırma, hızla değişen tıp bilgilerini takip zorunluluğu. Gece yarısı çalan telefonlar, çalınan kapılar, asansörde üç kat çıkana kadar bile danışılan konular; akıllı adam işi değil kısacası. Yine de o sevgi, o ideal, o özveri bütün bunların üstesinden geliyor ki, hâlâ en çok tercih edilen okullar. Sağlık en önemli varlığımız, bu pandemi hiçbir şey öğretmediyse de bunu öğretti bize. Bu kadar bireysel çabalara bağlı yürüyen gelişen bir mesleğin arkasında devleti de görmek istemesi çok mu, doktorların?

Devlet adil olmak zorunda. Benim görüşüme göre devletin temel dört ana görevi vardır. Vatandaşları için emniyet, eğitim, adalet ve sağlık hizmetlerini sağlamak. Diğerleri yan görevleri ya da bunun türevleri ya da düzenleyici görevleri olabilir. Ama bu dört temel konu vatandaşın temel vatandaşlık hakkı olarak devletten almak zorunda olduğu temel insani haklarıdır. Siz eğitimi de sağlığı da özelleştirmeye çalışırsanız o ülkenin ana damarlarını kesmiş olursunuz ve ne yazık ki, öyle de oldu.

1960’larda çok güzel şekilde organize edilen ve tüm eksiklerine, aksaklıklarına rağmen hepimizin de bir dönem parçası olduğumuz sağlık ocakları, sağlık evleri sistemi her nedense özelleştirilip, adı aile hekimliğine çevrildi, ne geçti elimize? Tüm mülkiyet hakları devredilip hekime, yine tüm yönetsel fonksiyon bakanlıkta olunca tek kaybeden kim oldu peki? Tabii ki doktor. Özlük hakları tırpanlandı, koruyucu hekimlik rafa kalktı. Aile hekimi tatile gidemiyor, biliyor musunuz? Hasta olamıyor. Neden? Çünkü geliri kesiliyor.

Koca koca hastanelere, sırf birilerini zengin etmek için devasa paralar harcayıp, devasa borçlara girip, içine koyacağınız personele yatırım yapmadıkça, üstün nitelikli profesyoneller yetiştirmek yerine, sisteme köle olması için yarım yamalak yetiştirdiğiniz kişilerle o güzelim binaları içi boş birer beton bina olarak ne yapacaksınız acaba? Şu anda bu sistem hâlâ yürüyorsa, bunu o ilk günkü ideallerini içlerinde alev alev taşıyan meslektaşlarıma borçlusunuz. Ama bu sistem gitgide eriyor haberiniz olsun. Arkası aynı kalitede gelmiyor. Kantite her zaman kaliteyi beraberinde taşımıyor, hatta aşağıya çekiyor. O nitelik de üçüncü dünya ülkelerinden ithal hekimlerle çözülemez. O kadar basit değil.

Bugün Cumhuriyet Bayramı. Cumhuriyet’in o yoksul ve eğitimsiz Anadolu toprağında nasıl bir mucize yarattığını bir kez daha düşünme zamanı. Cumhuriyet’in en hızlı çözdüğü, en yüksek seviyeye getirdiği işlerin başında sağlık geliyordu. Bugün el birliği ile geldiği, getirildiği noktayı görünce üzülüyor insan. Sağlık sistemindeki çöküşün, çaresizliğin faturası sadece sağlıkçılara mı ait peki? Tüm halk nitelikli sağlık hizmetine erişimde sıkıntı yaşıyor, sadece farkında değil daha. Çünkü kendi başına gelmeden bu çöküşü görmek, evinde dizi seyreden kişiler için çok da mümkün değil. O yüzden, sistemin içinde olanların feryatlarına, söylediklerine, verdikleri işaretlere dikkat etmek lazım. Yöneticilerin görevi de bu seslere kulak vermek olmalı.

Kısacası, hamasi nutuklara karnı çoktan doydu meslektaşlarımın, yeter!

Haa, tüm çalışma yasalarına aykırı bir biçimde ayda 300 saat çalıştırılıp, sabah nöbet çıkışı direksiyonda uyuyan o gencecik kızın arkasından da timsah gözyaşları dökmeyin olmaz mı?

Kına yakma zamanı, buyurun önden…

Yazar Dr. Önder Cem Sezgin, Ankara, 29 Ekim 2021

               

  Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi                                                                     Bademcik – Geniz eti   Ameliyatı  Hakkında

 

Bademcikler   (Boğazımızın iki yanında) ve geniz bademciği (burnumuzun  arkasında) vücudumuzun savunma sistemini oluşturan dokular arasında yer alırlar. Vücudumuz için zararlı hale geldiklerinde ameliyatla alınmaları gereklidir. Aksi taktirde, özellikle çocukluk çağlarında geriye dönmesi mümkün olmayan yapısal bozukluklara neden olabilirler.       ( diş ve çene bozuklukları, yüz tipi değişiklikleri, kulak sorunları, işitme kayıpları, romatizmal organ hastalıkları, gelişme gerilikleri gibi.) Bunların dışında kişinin yaşam kalitesini engelleyerek performansının düşmesine zemin teşkil ederler. (sık hastalanan, sık antibiyotik kullanan, ağız açık uyuyup horlayan, ağız açık dolaşan, sürekli burnu akan, öksüren, çabuk yorulan kişiler gibi ).

 

Hastaların özellikle anne babaların bu durumları daha dikkatli değerlendirerek, ameliyattan çekinmemelerini öneriyoruz.

Ameliyat  olmalımıyım ?

  • Bir yıl içinde 4 – 5 kez veya son 6 ayda 3 kez, bademcik iltihabı oluyorsanız,
  • Sürekli ağız açık uyuyor veya horluyorsanız,
  • Kulakla ilgili sık iltihaplanma, tekrarlayan akıntı gibi şikayetleriniz varsa,
  • İşitme kaybı mevcutsa,
  • Uykuda nefesini tutma anlamına gelen apne nöbetleri varsa veya huzursuz uyuma mevcutsa,
  • Tek taraflı aşırı büyüme varsa,

Yukarıdakilerden herhangi birine cevabınız evet ise siz ameliyat için adaysınız.

Çocuğum küçük, acaba ameliyatı kaldırabilirmi ?, yaşı uygunmu ?

Anestezi için kullanılan ilaçlar kilo hesabına göre verilir.Bu yüzden çocuk veya büyük açısından risk farklı değildir.Üstelik ameliyat sonrası toplanma küçük yaşlarda daha rahat ve kolay olmaktadır.Genelde bademcik ameliyatı için  kesin bir kaide olmamakla birlikte 4 yaş ve üzeri uygulanması benimsenmektedir.

Ancak ;

  • havale geçirmesine neden olan bademciklerde,
  • uykuda nefes tutma nöbetlerine veya beslenme bozukluğuna neden olacak kadar iri bademciklerde,

yaş dikkate  alınmaz ve küçük yaşlarda yapılan ameliyatlarda ileride olabilecek yapısal sorunlara engel olunabilir.

Geniz eti için yaş sınırı yoktur.

İşitme kaybı varsa kulaklarına müdahale edilecekmi ?

Çocukluk çağında işitme kaybının nedeni, bademciklerin ve özellikle geniz etinin öztaki borusunun ağzını kapatarak orta kulak havalanmasını bozmasıdır.Havalanmanın bozulmasından sonraorta kulakta steril bir sıvı toplanır.Başlangıçta su kıvamında olan sıvı bir süre sonra bal kıvamına gelir.Bu dönemde veya sonrasında kalıcı işitme kayıpları beklenebilir.Bundan dolayı çocuğunuzun işitmesinde azalma hissediyorsanız (genelde televizyonu yakından seyretme, sesini fazla açma, aileye veya öğretmenlerine ilgisizlik vebenzeri şekillerde anlaşılabilir.) ameliyat öncesi işitme testlerini yaptırmayı ihmal etmeyiniz.

İşitme testleri olarak odyometri ve timpanometriyi kabul ediyoruz.

Bu tetkikler her yaş grubuna rahatlıkla uygulanabilir.Testler sonrası   işitme kaybı belli bir düzeyin altında ise  bademcik ve/veya geniz eti ameliyatı esnasında, kulak zarına 6 ay ila bir sene arasında kalan sonrada kendiliğinden kulak yoluna düşen minik tüp yerleştiriyoruz.Ameliyat sonrası düzelme takibi işitme testleri ile yapılır.

  • Bilinmesinde fayda olan dipnotlar :

 

  • iri bademcik ve geniz eti olan çocuklar ameliyat sonrası büyüme gelişim ve iştah konusunda genelde belirgin bir iyileşme gösterirler.
  • Tekrarlanan boğaz kültürlerinde tedaviye rağmen  beta hemolitik streptokoklar üretiliyorsa, romatizmal risk açısından bademcikler alınabilir.
  • Unutmayınız ! biz sadece bademcik ve/veya geniz eti ameliyatı yapıyoruz.Hastalandıklarında veya burunlarında bir sorun olduğunda (burun kemiğinde eğrilik, burun etlerinde büyüme, gripal enfeksiyon, farenjit vb.) boğaz şikayetleri veya burun tıkanıklığı yaşayabilirler.
  • Bademciklerde direkt görüş alanına rağmen,geniz etinde görüş sağlayabilmek için endoskop denilen optik borular kullanılabilir.Bu muayene yöntemi burun tıkanıklığı konusunda kesin fikir verebilir.
  • Yapılan araştırmalarda, sigara içilen evlerde, yukarıda anlatılan kulak(otit,işitme kayıpları) burun(tıkanıklık) ve allerji şikayetlerinin daha fazla olduğu saptanmıştır.
  • Şayet hasta olan siz değilseniz, kendinizi hastanın yerine koyunuz.Uyurken ve yemek yerken gözleyiniz,yaşam kalitesinin bozuk olduğuna inanmıyorsanız ameliyata gerek görülmeyebilir.

 Ameliyat hakkında :

 Ameliyat çocukluk çağlarında uyutularak yetişkinlerde ise hastanın yaklaşımına bağlı olarak, lokal anesteziylede (uyuşturarak) yapılan bir müdahaledir.Diğer ameliyatlarlardaki risklerin mevcut olduğunu bilmelisiniz.

  • Ameliyat sonrası ilk 24 saat özellikle ilk 6 saat kanama açısından önemlidir.Unutmayın bu yüzden hastanede yatırılmaktasınız.Kanama kontrolü boğazı zorlamadan tükürmek şeklindedir,ilk saatlerde kanla karışık olması normaldir.Hastanız kusabilir bu ameliyatta yutulanlar nedeniyle siyah kan şeklinde olacaktır,merak etmeyiniz.
  • Ameliyattan çıktıktan sonraki 4 ( dört ) saat içinde hiçbirşey ağızdan verilmeyecek.İstisna olarak dondurma verilebilir, küçük                  çocuklarda susanırsa buz emdirilebilir.
  • Süre bitiminde 24 saat(birinci gün) sadece sıvı-soğuk gıdalar alacak.

Örnek : su, süt, asitsiz meyva suyu, komposto.

  • İkinci gün soğuk ve yumuşak gıdalar verilecek.

Örnek : yoğurt, muhallebi, soğuk tanesiz çorba,                                      sütlaç, süte doğranmış ekmek içi, vb.

  • Üçüncü,dördüncü ve beşinci günler ılık ve yumuşak gıdaların hepsi verilebilir.

Örnek : makarna, pilav, püre, yumuşak  meyvalar vb .

  • Altıncı günden itibaren on güne kadar normal ancak sert olmayan gıdalarla beslenilebilir.

 

  • Ameliyattan sonraki birinci ve yedinci gün doktorunuza muayene olunuz. Bu ileride sıkıntı yaratabilecek problemleri ortadan kaldırabilir.
  • On güne kadar nadirde olsa kanama ihtimali olabilir.Bu süre içinde doktorunuzla irtibatınızı kesmeyiniz.
  • Ameliyat sonrası aralıklı olarak kulağınıza vuran ağrılar doğaldır.Bu tip ağrılar devamlı ve şiddetli ise doktorunuza danışınız.
  • Sakız çiğnemek veya yutkunmak iyileşmeyi kolaylaştırır, dolayısı ile ameliyat sonrası boğaz ağrısını azaltır.
  • Aspirin ve benzeri ilaçlar kanama yapabileceğinden kesinlikle verilmemelidir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

internet sitelerinde  ,bazı kişiler  bu doktora ameliyat olucam nasıl diye soruyorlar , ne için nasıl,  kime göre nasıl , hangi durumda nasıl  vs vs belli değil,

birileride buna yorum yapıyor hatta ameliyatları hakkında ayrıntılı yorum yapıyor sevgili çok bilgili ! , mandalinayı bile tek tek seçen   ülkem insanı 🙂 doktorunu böyle de seçebiliyor !!!!!!!

 burun ameliyatları ile ilgili  bi kaç örnek

 bir arkadaşım oldu

çekiç keski girmişler ameliyata,takır tukur

sonra 1 hafta gözünün altı mor gezdi

sonra düzeldi ama siması değişti resmen

bir de komşumuzun oğlu yaptırdı

çok fena yaptılar,o kadar da yontulmaz ki kardeşim

 

benim ablam ağustos ayında burun kemiğindeki eğriliği düzeltmek için lokal anestezi oldu.sabah gitti.öğlen 2 gibi evdeydi.öyle burun deliklerinde kocaman tampon falan hiçbirşey yoktu.artık yeni uygulama böyle dediler.ilkgün biraz ağrısı oldu.ama diğer günler eskiye oranla dahada az diyordu.sadece soğukta sızlıyordu.ama dedikleri gibi dikkat etmen gerekiyor belirli bir süre. ablam lökal anestezide olduğu için hepsini çok iyi hatırlıyor.tak-tak diye ses geliyordu diyor:) doktor kemiği kırdığı gibi beynime oksijenin gittiğini anladım diyor. bence tavsiye en kısa sürede ameliyat ol dahada kötü durumlara neden olma.beyne yeterli oksijen gitmediği zaman beyinde, akciğerlerde ve kalpda rahatsızlar oluşmaya başlıyormuş.

 

slm arkadaşım.öncelikle burnunda deviasyon gibi bir problemin olması senin en yakın zamanda operasyon geçirmeni gerektiriyor.

ben de aynı prob.vardı.bundan 1 ay önce plastik cer.ameliyat oldum.

-hastanede bir gece kalıyosun.

-ameliyat senin uyanmanla beraber tam 4 saati buluyo.ve genel anest.yapılıyo.

-ameliyattan çıkar çıkmaz ilk 24 saat içinde gözlerinin üzerine buz uygulanıyo.gözler ve yüz bölgen çok şiş ve morluklar olmasın diye.tabi bunu yapabilmen için mutlaka yanında refakatçi bulundurursun

-sonrası 15 gün tamponlarla yaşıyosun.ağrı ve acılar oluyo.kanama da oluyo tabi bunlar normaldir

-bana sorarsan geciktirmeden olmanı tavsiye ederim

cevp  arkadaşım evet haklısınız bir an önce olmam gerekiyor hatta cok gec kaldım ama zaman sorunum var :(( cok teşekkür ederim aydınlattıgın için..

valla bi arkadaşım olmuştu şimdi yazıp da seni korkutmim :))

arkadaş burun ameliyatı oldu burnu düşüyo ameliyat sonrası aynı maykıl jeksin burnu gibi japonyadan özel ilaç getiriyollar doktorlar.. ilaç dediğim bildiğimiz yapıştırıcı:))))

deviasyon arkadaşında dediği gibi eğrilik ve seninkide deviasyon.sana şöle söyeleleyeyim ders çalışırken zorlanırsın çünkü ameliyattan sonra başını aşağıya doğru eğmemen gerekecek basınç olmaması için belirli süre.okul sebebiyle olmadım ama kısa sürede olmayı bende düşünüyorum:)

arkadaşım ben de tam dediğin şekilde biliyorum,kbb pek aklıma yatmıyor estetik cerrah en iyisi,baş ağrısı ve faranjit en büyük sorunum,ben emekli sandığına bağlıyım sen nerede oldun ameliyatı isim verebilir misin hangi şehir..ayrıca burnunun görüntüsünde bir değişme oldu mu,eğrilik var mıydı sende de..

ben ankara’da ,………………. oldum.4500lira verdim.burun çok önemli,tam suratın ortasında.insanın ifadesini tamamıyla değiştiriyor.o yüzden iyi bir doktora olmak lazım.3-5 fazla verip doğru düzgün,işi bilen bir doktora olmak lazım.ben estetik de olduğum için burnumun görüntüsünde değişiklik oldu.kemer vardı ,gitti.

sadece deviasyon ameliyatı olacaksanız simanız değişmez korkmayın.burnunuz da düşmez.burun düşmesi denen şey şu,burun ile dudak arasındaki açının erkeklerde 90 derece,bayanlarda biraz daha fazla olması lazım.kemerli burunlarda genelde burun ucu da düşüktür.burun ucu,içeriden kemiğe dikilerek burun ucu yükseltilir.dikişler gevşek yapılmışsa zamanla ipler kendisini bırakır ve burun yine eski haline döner,yani aşağıya bırakır kendini.burun düşmesi denen şey bu.sadece deviasyon ameliyatında burun ucuna müdahele edilmez.siz estetik olmayacaksanız ,burun düşmesinden falan korkmanıza gerek yok.deviasyon ameliyatı çok basit bir ameliyattır.geçmiş olsun

teşekkür ederim bu bilgi biraz olsun içimi rahatlattı..

arkadaşım demek ki benim olacağım ameliyat senin olacağınla aynı,yani bende de estetik olacak ve duyumlarım seninle aynı yönde,hatta fiyatlar dahi aşağı yukarı tutuyor,ben istanbula yakın bir yerdeyinm artık istanbulda olacam başka çarem yok..çok sağol,ben de aydınlandım..

Bu konu 11,010 defa okundu. ……………………………(Neleri okuyup inanıyoruz 🙂

ben çok simetrik ve havalı burunları beğeniyorum avşa dalveren ruhsar öcal rojda demirerinki gibi ……………………….. beyin tarzı nedir istediğim gibi yapabilirmi acab:

evet canım muayene ücreti alıyor l….bide sakın şuna şu kadar ameliyat yapmışsınız falan deme…senden daha az lır belki şeker…bide en ii dr.ada gitsen bilgisayardan ilginç görünüo biraz burun daha yapay ama yakından daha farklı ben …….. beye gittiğim zaman bunu farkettim canım
sewgiler:

 

BURUN ETİ İÇİN BİLMİYORUM AMA PENDİK İSTASYON SSK DA CENK EROL BEY VAR. ( kendimi bile buldum 🙂
KBB Cİ VE ESTETİK CERRAH ONU ÇOK METH ETDİLER BEN KARAR VERMİŞDİM AMA TAM ARADIĞIN
doktor GİBİ GÖZKÜYOR.

MORARMALARI SORAN ARKADAŞLAR
BENİM AMELİYATDAN SONRA MORARMAM YOK DENİCEK KADAR AZ OLDU.
Kİ KIRIK DOLAYISIYLA BAYAĞI ZOR BİR AMELİYAT OLDUĞU HALDE.
AMA AMELİYATDAN SONRA İLK 12 SAAT BUZ KOMPRESİ UYGULADIK
ONUN ÇOK FAYDASI VAR BİR DE CİLT TİPİNE GÖRE DEYİŞİYOR.

ALLAH HERKESE GÖNLÜNE GÖRE doktor VERSİN
BEN ÇOK MEMNUNUM HEM SAĞLIK HEM GÖRÜNTÜ AÇISINDAN

 

 

 

niye mezoterapi yapıyorum ;

 

Mezoterapi; ağrılı hastalıkları, vücutta bulunan yere lokal olarak uygulanan mikro enjeksiyonlar yoluyla kontrol altına alan, ya da tedavi eden bir tıbbi uygulamadır. Latince “meso=orta” ve “terapi=tedavi” kelimelerinden meydana gelmiş olup, “orta deri tedavisi” anlamındadır. Mezoterapi çok ince ve kısa iğne uçları kullanılmak suretiyle uygulanan bir yöntemdir. Mezoterapide ilaçların buradan emilimi çok az olduğu için, sistemik dolaşma ilaç geçimi de yok denecek kadar azdır. Yapılan enjeksiyon sayısı, hastaya, hastalığa ve enfeksiyonun yapılacağı bölgenin anatomisine bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Mezoterapi, sıklıkla estetik amaçlı olarak selülit ve bölgesel zayıflama başta olmak üzere cilt problemleri, cilt yaşlanması ve saç dökülmesini engellemek amacıyla, artirit gibi tüm eklem hastalıklarında, boyun, bel fıtığı, migren, adet ağrılarında, spor travmalarında, varis, lenfödem ve flebit gibi bazı damar hastalıklarında da yaygın olarak başarılı bir şekilde kullanılmaktadır.

Yüz Mezoterapisi Nedir?

Yaşlanma, yaşamın doğal bir sonucudur. Yapısal genetik ve çevresel faktörler aynı zamanda yaşam şartları yaşlanmanın sürecini etkiler. Kırışıklık, cildin yaşlanmasının en belirgin ifadesidir. Kırışıklıklar, durumları ve derinliklerine bağlı olarak az veya çok belirgindirler. Mezolift (mesolifiting), kelime olarak “cilt germe” anlamına gelmektedir. Mezolift kırışıklık tedavisi iki başlık altında incelenebilir:
  1. Yaşlanmayı geciktirici (anti-aging) uygulamalar
  2. Yaşlanma süreci içerisinde meydana gelmiş olan kırışıklıkların başta dolgu maddeleri olmak üzere birçok farklı uygulama ile yok edilmesi ya da azaltılmasını içeren uygulamalardır.
Anti-aging özellikteki mineral, vitamin ve bazı yapısal elemanların sistemik yolla verilmekten ziyade özellikle yaşlanmanın en çok belirginleştiği bölge olan yüzümüze mezoterapi yoluyla uygulanması hem uygulanan ilaçların asıl gerekli olan bölgedeki etkinliğini arttıracak, hem de diğer organların gereksiz yere yorulmalarını engelleyecektir. Seans sıklığı kişiye göre değişmekle birlikte, ilk ay 3 veya 4 seans, ikinci ve üçüncü ay 15 günde 1 seans, dördüncü ay 1 seans idame tedavisi şeklinde düzenlenmektedir. Seans sayısı arttıkça etkisi kalıcı olur. Botoks, dolgu ve kimyasal peeling uygulamalarına çok uygun bir destek tedavidir ve birlikte kullanılabilir.

Yüz Mezoterapisi Nasıl Yapılır?

Yüz mezoterapisinde ilaçlar küçük miktarlarda karıştırılarak cildin içine ve altına direk olarak verilir. Mezoterapi ile böylece cilt etkili maddelerden kısa sürede faydalanabilir. Ayrıca ilaçlar çok az miktarda verildiği için kullanılan maddelerin yan etki olasılığı azalır. Yüz mezoterapisi (mezolift) cildi yenileyen, cilt kırışıklığı ve cilt sarkmalarına etkili olan doğal ve faydalı bir yöntemdir.

  • Yüz  mezoterapisi (mezolift) yönteminde cildi yenileyen hyaluronik asit, antioksidanlar, vitaminler, mineraller ve amino asitler cilt altına minik iğnelerle uygulanır. Bu faydalı maddelerin direkt cilde verilmesi ve cildin uyarılması, cildin kolajen ve elastin üretimini arttırır, ciltte nemlenme artar ve cilt yenilenir.

Mezoterapi’nin Fayda Sağladığı Düşünülen Alanlar

  • Donuk ve parlaklığını yitirmiş ciltlere canlanma,
  • Ciltte elastikiyet kaybı ve sarkma tedavisinde yardımcı,
  • Cildin yaşlanmasını engellemeye yardımcı,
  • Yüzün yorgun görünümünü gidermeye yardımcı,
  • Sigara içenlerde cilt hasarını engellemek ve tedavi etmeye yardımcı,
  • Yaz öncesi güneş ışınlarının zararlarına karşı önlem almaya yardımcı,
  • Güneşten zarar görmüş ciltleri düzeltmeye yardımcı,
  • Diğer leke tedavileri ile birlikte lekeleri hafifletmek veya gidermeye yardımcı,
  • Diğer yöntemlerle birlikte sivilce izi, diğer yara ve yanık iz tedavisinde etkili,
  • Diğer yöntemlerle birlikte cilt çatlak tedavisinde yardımcı

Yüz Mezoterapisi Uygulanışı

Yüz mezoterapisinde (mezolift) uygulama öncesi cilt temizlenir ve dezenfekte edilir. İşlemden yarım saat önce anestezik krem sürülebilir. Yüz mezoterapisinde (mezolift), hazırlanan karışım çok küçük ve ince iğnelerle cilt içine veya üstüne verilir. Yüz mezoterapisi (mezolift) sonrası cilt daha taze ve dinlenmiş görünür. Cildin elastikiyeti artar ve cilt sarkması azalır. Kırışıklıklar hafifler. Cilt aydınlık bir görünüme kavuşur. Yüz mezoterapisi (mezolift) başlangıçta 1-4 hafta aralıklarla uygulanır. Ortalama 4-6 seans sonrası 3-6 ayda bir tekrarı yapılabilir. Yüz mezoterapisi (mezolift) sonuçları ikinci seanstan sonra ortaya çıkmaya başlar. Tedavi bittikten sonra cilt yenileme etkisi devam eder.

Yüz Mezoterapisi Diğer Yöntemlerle Birleştirilebilir mi?

Yüz mezoterapisinin (mezolift) cildi yenileyen lazer, radyofrekans uygulanması çok daha başarılı sonuçların alınmasını sağlamaktadır. Dolgu işlemlerinden önce veya sonra yüz mezoterapisi (mezolift) yapılması ciltteki sarkmaların ciddi şekilde giderilmesini sağlar. Mezoterapi içindekiler: Hyaluronik asit, Bakır, DMAE (dimethylaminoethanol), hyaluronik asit, lidocaine, magnezyum, selenyum, silica, vitamin A, vitamin B1, B2, B3, B5, B6, vitaminC, çinko, amino asitler, nükleik asitler, alfa lipoik asit, glutatyon.

 

Mezoterapi Tedavisinde Kullanılan İlaçlar:

  1. Yağ hücrelerini parçalayıcı (Lipolitik) ilaçlar: Bunlar tembel halde bulunan yağ hücrelerine işlevsellik kazandırırlar. Trigliseridlerin yağ asidi ve gliserol haline dönüşmesine imkan verirler. Böylece vücut diyetin desteğiyle bu enerjiyi kullanıp yakacak ve bölgesel olarak zayıflayacaktır.
  2. Bitkisel kökenli ilaçlar: Kılcal dolaşım geçirgenliğini normale dönüştürürler. Hücre ile dolaşım arasındaki yağ değiş tokuşlarının tanzimini yapar, hücredeki fazla suyun atılmasını sağlarlar.
  3. Anestezik ilaçlar: Ağrı kesici etkisi yaparlar ve damar açıcı faaliyetleri vardır.

Saç Mezoterapisi

Kadınlarda ve erkeklerde saç dökülmesi tedavisi için başvurulabilecek oldukça faydalı bir yöntemdir. Özellikle saçların yoğun döküldüğü loğusalık döneminde, mevsimsel saç dökülmelerinde seanslar halinde uygulanmaktadır. Bu yöntemde çok ince uçlu mezoterapi iğnesi ile vitamin, kan dolaşım düzenleyeciler, elastin, kollogen tetikleyeciler, keratin yapı elemanlarından oluşan bir kokteyl enjekte edilir.

İp uygulamaları yılların etkisiyle olan deformasyonu azaltmak (örücü ipler veya örümcek ağı) ve cildi asmak (thread lifting veya iple askılama) amacıyla kullanılır. Ameliyatsız iple yüz germe, cerrahi operasyona bir alternatif veya cerrahi yüz germe işlemini ötelemek için yapılan bir yöntemdir.

 

BPPV tanısı konulan hastalara tedavi olarak uygulanan, kristal birikimlerinin hangi kanalda olduğuna göre değişen manevralardır.
Epley manevrası bu manevralardan en sık uygulanan manevra olup, arka kanal ve ön kanal kristallerinde başarı oranı yüksektir. Ofis şartlarında uygulanabilen, hastanın sedyeye başıboşa gelecek şekilde yatmasını ile başlar. Hastaya önce denge testi olan Hallpike testi yaptırılır. Bu test esnasında hasta sedyede yatar pozisyona getirilip boşta olan baş 45 derece sağa veya sola çevrilir 45 derece arkaya yatırılır ve gözdeki titreşim yani nistagmus araştırılır. Sağda veya solda hangi tarafta nistagmus yakalanır ise o taraf hasta olduğu düşünülerek epley manevrasına geçilir. Başın gözdeki titreşim yatan tarafına yatmakta iken hastanın başı 45 derece karşı tarafa bakacak şekilde çevrilir ve yaklaşık 2 dakika kadar bu pozisyona beklenir. Daha sonra baş tekrar 45 derece aşağı bakacak şekilde çevrilip beklenir ve ardından hasta yavaşça kaldırılarak karşıya bakması sağlanır ve dinlenmesi için zaman verilir. Bu şekilde arka kanal BPPV tanı tedavisi tek uygulamada tamamlanmış olur. Manevraların KBB hekimlerince uygulanması ile başarısı yüksek tedavi protokolleridir.

 

Kadinin biri eczaneden iceri hisimla dalar ve eczacidan 1 sise arsenik
ister.
Eczaci kadina arsenikle ne yapacagini sorar ve kadin
“kocami oldurecegim” diye cevap verir.
Eczaci “kusura bakmayin ama size bu sebeple arsenik satmam olanaksiz” der.
Bunun uzerine kadin cantasina uzanir ve icinden kocasiyla eczacinin
karisinin yatakta cekilmis fotografini cikarir. Eczaci fotografa bakar ve
“receteniz oldugunu neden daha once soylemediniz!!”….

sınavlarda öğrenci cevapları 🙂

Soru: Dört büyük kitabın adını yazınız
Cevap: 1- Ansiklopedi, 2- Sözlük, 3- Kolej sınav kitabı, 4- Kalın roman kitaplar (Serpil-İlkokul 5)

Soru: İnsanları hayvanlardan ayıran temel özellikler nelerdir?
Cevap: İnsanların hayvanlardan çok derdi olması. (Buse- 7. Sınıf)

Soru: Zatürree hastalığı nasıl bulaşır?
Cevap: Duygusal yönden bulaşır. (Reyhan-Lise 1)

Soru: Trafik polisinin görevleri nelerdir?
Cevap: 1- Rüşvet almak, 2- Ceza kesmek, 3- Travestileri kovalamak (Adem-6. Sınıf)

Soru: Asgari ücret nedir?
Cevap: Askerlik şubesinde verilen ücrettir. (Hasan- 8. Sınıf)

Soru: Enfeksiyon nedir?
Cevap: Hükümetin düşüremediği fakat ters düşürdüğü bir hayat şeklidir. (Hüseyin-Lise 1)

Soru: FAO (Dünya Gıda Örgütü) nedir?
Cevap: Farkında olmadan ya da istenmeden çıkan bir gazdır. (Mehmet-6. Sınıf)

Soru: Haçlı Seferleri’nin çıkış nedeni nedir?
Cevap: Hocam affedersiniz, poponun kışkırtmış olmasıdır. (Ensar-6. Sınıf)

Soru: Dünyanın yuvarlak olduğunu kim kanıtlamıştır?
Cevap: Allah kanıtlamıştır. (Sadık-6. Sınıf)

Soru: Ailede demokrasi nasıl olmalıdır?
Cevap: Ailede demokrasi, sen istediğin zaman anneni dövemezsin. Ya da evde istediğin için evi kırıp dökemezsin. Baba olunca olabilir.(Emel-6. Sınıf)

Soru: Kimler oy kullanamaz?
Cevap: Hamile olma ihtimali yüksek olanlar. (Selçuk-7. Sınıf)

Soru: Şoka girmiş kişiye neler yapılmaz?
Cevap: Tokat atılmaz, yoğurt yedirilmez. (Cihan-8. Sınıf)

Soru: Avrupa’da reform hareketini kim başlattı?
Cevap: Riki Martin Luther. (Şenol 7. Sınıf)

Soru: Ege Bölgesi neden girintili çıkıntılıdar?
Cevap: Türkiye’nin en kıvrak bölgesi olduğu için. (Halit-7. Sınıf)

Soru: Devletin kuruluş amacı nedir?
Cevap: Devlet bazı insanların hususi büyük işlerini yapmak için kurulmuştur. (Kübra-7. Sınıf

 

Yüz felci (Fasyal paralizi) nedir?

Yüzümüzdeki hareketler beyinden çıkıp yüzümüzdeki kaslara giden sinir (fasiyal sinir) ve uç dalları ile kontrol edilir. Bu sinir beyinden çıkan 12 çit sinirden yedincisidir.
Beyinden başlayıp yüzümüzdeki en küçük kaslarına dağılan bu elektriksel ağın herhangi bir yerinde aksama olduğunda ‘yüz felci’ dediğimiz durum ortaya çıkar. Olguların çoğu (üçte ikisinden de fazla) nedeni belirsizdir.

Ancak:

  • Tümör
  • Enfeksiyon
  • Travma
  • Doğumsal Nedenler
  • Romatizmal Hastalıklar
  • Endokrin Hastalıklar
  • Toksik nedenlerle de oluşabilir.

Genel olarak sadece merkezi beyinsel kısmı ilgilendiren santral tip, ya da sadece beyinden sonraki siniri ilgilendiren uç kısmını ilgilendiren periferik tip olarak iki kısma ayrılır. Periferik tip klinik olarak daha iyi gidişlidir ve daha sık karşımıza çıkar.

Yüz felcinin belirtileri nelerdir?
Yüzde asimetri, konuşurken, ağlarken ağzın sağlam tarafa kayması en göze çarpan bulgudur. Yüzün mimik ve hareketlerinde azalma olur. Gözün tek taraflı kapanamaması, gözyaşının azalması, alın kırıştıramama, burun kanatlarının nefes alırken hareketsizliği, ıslık çalamama, tükürük salısında azalma, tad bozukluğuna kadar değişik bulgular eşlik edebilir. İstirahat durumunda görüntü tamamen normal olabilir.

Yaş ve cinsiyet ayrımı genelde yoktur, her yaşta görülebilir, hatta doğumsal bile karşımıza çıkabilir. Her mevsim görülebilmekle birlikte kış aylarında (soğuk başlıca bir etmen) daha sık gözlenmektedir. Bulaşıcı bir durum değildir. Romatizmal hastalıklar,  kulak enfeksiyonları, travma, gebelik son dönemi, soğuk, stres, bağışıklık sisteminin baskılandığı durumlar yüz felci görülme sıklığının arttığı durumlardır.

Bu ve benzer durumlarda mutlak ve acil olarak bir kulak burun boğaz uzmanına ve nöroloji hekimine başvurmamız gerekir. Tedaviye ne kadar erken başlanırsa sonuç o kadar yüz güldürücüdür. İlk günler çok önemlidir.

Yüz felcinde tanı nasıl konulur?
Tanı genellikle hastanın kliniğiyle konur. Sinirin felci beş kademede değerlendirilir. Derece 1 en hafif, derece 5 en ağır klinik formu olarak değerlendirilir. En hafif formunda istirahatte tamamen normal gözükmekte, en ağır formunda istirahat halinde bile fark edilebilen yüz şekil değişikliği söz konusudur. Daha sonrasında bir takım sinirsel testlerle hem tanı kesinleştirilip hem de hastalığın gidişatı ile bilgi edinmemize yardımcı olur. Bu testler de bozukluk görülebilmesi için 3-5 gün geçmesi gerekir. Yani hastalığın ilk günlerinde bu testler normal olabilir

Yüz felcinin tedavisi nedir?
Tedavi nedene yöneliktir. Örneğin kulak enfeksiyon varsa bu tedavi edilmelidir. Diabetik bir hasta ise kan şekeri regüle edilmelidir, tedavi de kullanılan ilaçlar (kortizon, antiviral ajanlar, b kompleks vitaminler…) dışında, sıcak uygulama, masaj, yüz hareket egzersizleri ( balon şişirme, sakız çiğneme, ıslak çalmaya çalışma gibi) tedavide oldukça etkilidir. Bu hastaların göz kapamamaya problemi göz kuruluğuna ve göz enfeksiyonuna zemin hazırladığından geceleri göz damlaları- pomadları kullanılır ve göz bandajı ile göz kapatılmalıdır.

Yüz felci geçiren hastaların %80 herhangi bir cerrahi tedavi gereksinim duymadan 2-3 haftada düzelir. %10 bu süre bir yıla kadar uzayabilir. % 10 da ise yüz felci kalıcı olur. Nadir olsa da tekrarlama eğilimi gösterebilir. Yüz felcine neden olan duruma göre cerrahi tedavi bir seçenek olabilir.

Migren Nedir ?

Baş ağrısı, toplumda çok sık görülen ve hayat kalitesini önemli ölçüde düşürebilen bir yakınmadır. Değişik özelliklerine göre takip ve tedavileri farklılık gösterebildiğinden baş ağrılarının doğru tanınmaları önem taşır. Bu aşamada hekimler en çok hastanın anamnez özelliklerinden faydalanırlar.  Baş ağrısına neden olabilecek başka bir hastalık olmaksızın ortaya çıkan baş ağrıları primer baş ağrılarıdır.

Migren, primer baş ağrıları arasında yer alır. Doğurganlık çağındaki kadınlarda daha sık görülür. Baş ağrısı zonklayıcı tarzda,  bulantı ve kusmanın eşlik edebildiği, hastaların ağrı sırasında kokulardan rahatsız oldukları, genellikle karanlık ve sessiz bir yerde olmayı tercih ettikleri ağrılardır. Başın bir yarısına yerleşmiş, değişik aralıklarla tekrar edebilen, saatler-günler ( 4-72 saat) süren ataklar halinde görülür. Fiziksel aktivite ağrının şiddetini arttırır. Gelip geçici bu baş ağrıları migren atakları olarak adlandırılır.

Bazı hastalarda genellikle migren ataklarından önce, nadiren ise atak sırasında veya sonrasında   görme bozuklukları, duyusal yakınmalar,  kuvvet kayıpları ve baş dönmesi gibi eşlik eden yakınma ve bulgular  olabilir. Auralı migren olarak adlandırılan bu tabloda hastaların yakınmaları çoğunlukla baş ağrısının başlaması ile gerileyerek kaybolur.

Bazı hastalarda ağrı sürekli hal alabilir. Ağrının süresine göre böyle bir durum 72 saatten uzun süren ağrıda migren statusu, 15 günden uzun süren ağrıda kronik migren olarak tanımlanır. Migren ağrısının bir diğer özelliği ağrının sıklığının arttığı bu durumlarda alınan ağrı kesici miktarının artması ile bir süre sonra ağrının ağrı kesiciye yanıtsız hale gelmesidir.

Atak sıklığı nadir olan ve ağrıları basit ağrı kesicilere yanıtlı olan migren hastaları hekime daha geç dönemlerde baş vururken; süresi artan, ağrı kesicilere yanıtsız ağrılarda başın ağrıyan bölgesinde başka bir hastalık (tümör, kanama) olduğunu düşünerek hekime başvuran hasta sayısı oldukça fazladır. Böyle bir durumda hekimin hastaya yaklaşımında esası her zaman olduğu gibi anamnez özellikleri belirler. Yeterli süre ayrılarak,  ayrıntılı alınan bir anamnezde yukarıda belirtilen tüm özellikler sorgulanacak, şüphe duyulan hallerde olası diğer başağrısı türlerine yönelik anamnez genişletilecektir. Ayrıntılı bir nörolojik muayene ile birleştirilen anamnez özellikleri sonrasında uygun laboratuar ve görüntüleme incelemeleri planlanır. Migren düşünülen bir hastada görüntüleme incelemelerinin normal olması beklenir.

Migren tedavisi nedir?
Migren tedavisinde atak sıklığı ve süresine dayalı tedavi önerilerinde bulunulur.  Atak sıklığı az olan hastalarda spesifik (triptanlar, ergot türevleri)  veya non-spesifik migren ilaçları (basit ve kombine analjezikler, non-steroidal anti-inflamatuvar ilaçlar)  ile tedavi yeterli olacaktır. Atak sıklığı ve ağrı şiddeti fazla olan hastalarda ise hekim tarafından hastanın diğer sağlık durumu da gözetilerek uygun koruyucu (proflaktik) tedavi uygulanır. Profilaktik tedaviler antihipertansif, antiepileptik ve antidepresan ilaçların bazılarını içeren geniş bir grubu kapsar.